Ünye Çevre Platformu, Ordu Çevre Derneği, Fatsa İnisiyatifi’nin bölge halkının katıldığı inceleme ve yeryüzü sofrası etkinliğinde ortak açıklamayı Ünye Çevre Platformu Sözcüsü Serap Ersöz yaptı.

“Bugün burada Göksu Mahallesi Kepçeli Yaylası’nda, Çaybaşı, İkizce ve Akkuş yol ayrımında bir araya gelmiş bulunuyoruz.
Hemen yakınımızda sorumsuzca işletilen bir Katı Atık Bertaraf Tesisi bulunmaktadır.
Ordu’nun tüm ilçelerinden toplanan evsel atıklar bu alana getirilmektedir.
Bu tesis sürekli çevreye verdiği zararlardan ötürü ceza almasına ve açılan davalar nedeniyle ruhsatı iptal edilmesine rağmen faaliyetlerine devam etmektedir.
Hukuku bertaraf etmek için kağıt üzerinde işletme modelinin değişmiş olması, bölgede ortaya çıkan çevresel sorunları ortadan kaldırmamıştır.
Bu tesisin kurulduğu yer baştan itibaren ciddi tartışmalara konu olmuştur.
Çünkü, tesis yeraltı su kaynaklarının bulunduğu bir alanda, yani çevre ilçeleri besleyen içme suyu havzasının üzerinde kurulmuştur.
Bugün yaşanan sorunlar, aslında bu yanlış yer seçiminin sonuçlarıdır.
Tesisten çıkan sızıntı suları dere yataklarına karışmış,
derelerde kirlilik oluşmuş, başta balık ve yengeçler olmak üzere birçok canlı türünde ölümler yaşanmıştır.
Sızıntı suyunun etkisi yalnızca su canlılarıyla sınırlı değildir.
Bu alanda kuşların, köpeklerin ve diğer canlıların sızıntı suyundan içtikleri için öldükleri bölge halkı tarafından defalarca gözlemlenmiştir.
Çöp sızıntı suyu o kadar güçlü ve zararlı bir sıvıdır ki temas ettiği bitki örtüsünü bile yok edebilmektedir.
Bu durum yalnızca yerel gözlemlerle sınırlı değildir.
Tesise bugüne kadar çok sayıda idari para cezası uygulanmıştır.
Ayrıca tesis, ÇED mevzuatını üç kez ihlal ettiği için Ordu İdare Mahkemesi tarafından birden fazla faaliyetlerinin durdurulması kararı verilmiştir.
Yani ortada yalnızca bir tartışma değil; hukuki süreçlere konu olmuş ciddi bir çevre meselesi bulunmaktadır.
2024 yılı başında bu bölgede çok ciddi bir çevre felaketi yaşanmıştır.
Çaybaşı ilçe merkezini besleyen içme suyu şebekesinde kirlilik meydana gelmiş ve bölge halkı büyük bir endişe yaşamıştır.
İçme suyu havzalarının bu tür tesislerden etkilenmesi, yalnızca doğa için değil, insan sağlığı açısından da büyük bir risk oluşturmaktadır.
Bugün bulunduğumuz bu bölge, batısında Akçay’ın, doğusunda ise Curi Irmağı’nın doğduğu topraklardır.
Karadeniz’de yaylalar, ormanlar ve dere yatakları birbirinden ayrı düşünülemez.
Bu doğal alanlar birlikte bir Ekosistem oluşturur ve bu ekosistem ancak bütünlüğü korunduğunda yaşayabilir.
Bir dereyi kirlettiğinizde yalnızca suyu kirletmiş olmazsınız.
Ormanı, toprağı, yaban hayatını ve insan yaşamını da etkilersiniz.
Bugün bu yaylada dolaşan herkes şu manzarayı görebilir:
Ormanın içinde çöpler vardır.
Dere yataklarında çöpler vardır.
Rüzgârın taşıdığı plastikler ağaç dallarına kadar ulaşmıştır.
Bu görüntü Karadeniz doğasıyla bağdaşmamaktadır.
Ancak mesele yalnızca görüntü kirliliği değildir.
Sızıntı sularının dere yataklarına karışmasıyla birlikte suyun doğal dengesi bozulmuştur.
Temiz ve doğal suya ihtiyaç duyan su canlıları bu ortamda yaşayamaz hale gelmiştir.
Balıklar, yengeçler ve diğer su canlıları ya ölmüş ya da yaşam alanlarını terk etmek zorunda kalmıştır.
Temiz suya bağlı yaşayan pek çok orman canlısı da bu durumdan etkilenmiştir.
Adeta doğa kendi yurdundan göç etmeye zorlanmaktadır.
Bu durum bir ekosistemin sessiz çöküşüdür.
Bölgede yaşanan sorunlar karşısında kamuoyuna yapılan açıklamalar genellikle “işletmeyi uyaracağız” demekten öteye geçmemiştir.
Oysa doğa uyarıyla korunmaz.
Doğa ancak doğru kararlarla korunur.
Bugün açıkça görüyoruz ki bütün Ordu’nun çöpünün bu bölgeye taşınması kısa vadeli bir çözüm olarak görülmüş olabilir.
Ancak doğa bize bunun sürdürülebilir bir yöntem olmadığını açıkça göstermektedir.
Yaylalar, ormanlar ve su kaynakları bu yükü taşıyamaz.
Ekolojik olmayan hiçbir faaliyet ekonomik de değildir.
Doğaya verilen her zarar
yarın toplumun önüne daha büyük bir maliyet olarak çıkar.
Kirlenen suyun bedeli vardır.
Zarar gören toprağın bedeli vardır.
Bozulan doğanın bedeli vardır.
Kimse bu yaylaları sahipsiz sanmasın.
Bu yaylalar sahipsiz değildir.
Bu dereler sahipsiz değildir.
Bu ormanlar sahipsiz değildir.
Çaybaşı sahipsiz değildir.
İlküvez sahipsiz değildir.
Göksu sahipsiz değildir.
Akçay sahipsiz değildir.
Curi Deresi sahipsiz değildir.
Ve biz buradan çok açık bir şey söylüyoruz:
Doğa çöplük değildir.
Kimse yaptığının yanına kâr kalacağını düşünmesin.
Hukuki mücadeleden vazgeçmeyeceğiz.
Olup biteni kamuoyuna anlatmaktan geri durmayacağız.
Çünkü bizler;
Doğaya çöp toplamaya değil, kuş sesi duymaya gelmek istiyoruz.
Bizler doğaya çöp kokusu için değil, çiçek kokusu için gelmek istiyoruz.
Bizler doğaya kirli sular için değil, derelerden ve su kaynaklarından su içmeye gelmek istiyoruz.
Bizler doğaya uçuşan çöp poşetlerini değil, uçan kuşları izlemek için gelmek istiyoruz.
Bizler doğaya metan gazı solumak için değil, oksijen almak için gelmek istiyoruz.
Bizler doğaya ölümü konuşmak için değil, yaşamı tatmak için gelmek istiyoruz.
Bu topraklar bizimdir.
Bu doğa bizimdir.
Bu yaşam bizimdir.
Ve biz, bu ülkenin sorumlu yurttaşları olarak, Anayasa’nın 56’ncı maddesinin üzerimize yüklediği görev doğrultusunda doğayı ve yaşamı sonuna kadar savunacağız.” açıklaması yapıldı.
