DOLAR

44,9026$% 0.07

EURO

52,8862% -0.11

GRAM ALTIN

6.906,15%-0,67

a

Mekânsız Yaralar/ Zeki ORDU

MEKÂNSIZ YARALAR

 

Mutlu çocuklardık.

Uzun süre dünyayı yedi haneden olan mahallemizden ibaret sanırdık.

Denizin tamamı bizimdi… Bahçelerin de…

Yanı başımızdan denize akan derenin suları berrak, balıkları yüzerken görünürdü.

Komşularımızın haricince bildiğimiz büyüklerimiz; amca, dayı, hala ve teyzeydi.

Aradan fazla zaman geçmeden ırmağın komşu köy ile sınır olduğunu öğrendik. Sonra o “Komşu köy” denilen yerden insanlar da geldi sahile.

Dünya çok büyük bir yerdi. Bizim köy ve komşu köy…

Derken mahallemize okul yapıldı. Komşu köyün çocukları da geldi okulumuza. Kişi sayısı her geçen gün artıyordu. Akraba sayısı da…

Meğer dayımızın da teyzesi varmış… Teyzemizin de amcası…

Derken enişte, elti, görümce, bacanak diye bilinen bir nevi halk unvanları da duymaya başladık. Duydukça öğrendik bunlara neden böyle denildiğini.

Irmakta ve denizde yüzdük gün boyu. Sahilde koştuk… Bütün meyve ağaçları bizimdi sanki.

Sonra karanlık olmadan evimize gelir, yatana kadar ailecek bir odada kalırdık. Sonra ışıksız bir odada sabah olurdu.

Gecemiz karanlık, rüyalarımız renkli idi.

Hayallerimiz ise değişken…

Koşarken düşer bir yerimiz acırdı. Analarımız elleriyle okşardı acıyan yerimizi. Bize “geçecek” derdi. Okşadığı için mi yoksa kendiliğinden mi oluyordu bilmem ama geçiyordu.

Belki de geçeceğine inandığımız için…

Bazen karnımızın ağrıdığı da olurdu. O zaman şekerli su içirirlerdi bize.

Kışları üşüterek hasta olursak ayağımızın altına tuğla konurdu. Bazen sıcak havluya sararlardı bizi.

Hepsi de iyi gelirdi derdimize.

Zamanla büyüdük.

Meğer komşu köyümüzün de komşusu varmış. O yetmiyormuş gibi komşu köyümüzün koşusunun da komşusu varmış.

Hakikaten dünya ne kadar büyük bir yermiş.

İlkokul dördüncü sınıfta iken 25 milyon nüfusumuz var dedi öğretmenimiz. Bu 25 tane bir milyon demekti.

Sadece İstanbul’un nüfusu bir milyon civarındaydı. Diğerleri daha az…

Günler hızla geçiyordu artık. Acıyan yerlerimizi analarımız okşuyor geçiyordu yine. Sonra şekerli su ile ısıtılmış tuğla yine fayda ediyordu derdimize.

Zaman içinde sızının nerede olduğu bir ağrı saplandı vücudumuza. Ne analarımızın okşaması, ne öpmesi fayda etmedi.

Şekerli su ile ısıtılmış tuğla ve havlu da kâr etmedi…

Bu sızının nereden geldiğini öğrendiğimizde çok zaman geçmişti.

Zaman ile sızı azalır gibi oldu ama hiç dinmedi.

Halâ yerini tam olarak bilemediğimiz bir yerde duruyor… Dursun bakalım. Nasılsa bir ilacı yok…

 

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

TBMM’de Kabul Edildi ve Doğum İzni süresi Uzatıldı!

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

Araç çubuğuna atla