DOLAR

43,1994$% 0.05

EURO

50,4011% 0.19

GRAM ALTIN

6.395,50%-0,54

a

MELAL/ Fatma CİVELEKOĞLU GEÇER

MELAL.

Toprak, kendiyle uğraşan insanı dinç tutup saflaştırarak eğitir, safiliği bozulduğunda ise onu içine gömerek dönüştürmesini bilirdi. Peri’nin babası Mustafa Bey’in, her şeyine kefil olduğu sayılı adamlardan biri Osman Bey’di. Çocukken ikisi de çobanlık yaparak birlikte mektebe gitmişlerdi…

İki arkadaş seneler boyu musibetsiz şekilde görüşmeye devam ederek; O daha erken yaşta evlenip çoluk çocuğa karışarak köyünden hiç ayrılmadan; dağ-bayır demez, yağmur-çamur bilmez, malı-melalı besili olsun, iyi para etsin diye gecesini gündüzüne katarak çalışırdı. Karadere suyunun sınırlarını belirlediği Çardakyan mevkiinin envai çeşit otları arasında, arkadaşının bahçesinde hayvanlarını otlatır, daha önceleri de araziyi kaynatası yeyerdi (yayardı).

Bazı an bir müşkülü olduğunda akşama yüz tutmuş bir saatte, eski daban yolundan Yedigöze yürür, üstten aşağı bahçeye inerdi. Asmalı büyük kestane ağacının etrafında olan fındık dallarındaki çalı yanıklarını temizleyen Sarı Osman ile saatlerce sohbet ederek halini anlatır, dertleşirlerdi…

El içi kadar olan tarlasında, bu yıl ki mahsulün evin boğazına anca yettiğini, kışa da neredeyse kalmadığını, çocukların yevmiye paralarını onların eksiğine gediğine harcadığını; “çalışmaya, gurbete gitse daha mı iyi olur acaba?” diye sorardı. Hayvanlarına yeylimi güzel bahçe bulmak da, kepek-yem almak da zorlanır, kış ayı süresince köy gavesinde (kahvesinde) bahsedilenlerden de etkilenerek bir yol bulmaya çalışırdı… Ya Karadağlardan odun çekecek ya da ormana gidecekti… Bu köyün rüzgârı bir başka eser, kimi insanlarını geçim derdinde gurbete düşürürdü…

Osman Bey de esgerliğini yapar yapmaz hemen de köyüne geri dönmemiş bir süre büyük şehirde kalarak gurbeti, sılayı bilmişti… “Taşı sıksam suyunu çıkarırım, demir olsa eyer bükerim” diye düşündüğü yaşta askerdeyken, bir hastane odasında Öztürk Hoca’yı görmüştü… “Memleketlim, büyüğüm” diye elini öpüp daş gibi kucaklaştıklarında sanki babasına, anasına kavuşmuş gibi hissederek çocuklar gibi sevinmişti. Hocanın bir dediğini iki etmeyip kendine vazife edinmiş taburcu olana değin tek başına bırakmamıştı…

Osman Bey’in halden anlayan hatırşinaslığı köyüne dönmezkenden önce dağlarına varmıştı bile… Karagöl, Kulakkaya, Baybağan, Bekdeş de, yeyle cenik* gezerek her taşın altını toprağını karış karış bildiği, yöre insanların nazarında hem askerden hem de gurbetten döndüğünde bir Osman daha olmuştu.

Özellikle: ‘dayı’ diyenler -Peri de: ‘dayı’ der- ayrı bir önem göstermiş sevilip sayılmıştı. Atadan, dededen kalma variyet hudutlarının ne kadar olduğu gizli tutulsa da; kimler ocak tüttürür, kimler ocaklar söndürür şimdilik bilinmese de… Köy insanı gözünde dayı olmak akrabalık derecesini gözetmeksizin elinden geleni yapmak demekken bu durum, acze düşenin eğik kuvvetinden geçerdi.

Başı, sırtı, beli eğilerek pasa çalışan köylü, kendisine: “dayı” seçerse eğer, o günden sonra söz üstüne söz, karar üstüne karar verilmez; Sarı Osman ile Tekelci Osman birleşerek adı Osman Dayı olurdu… Dikdip’te dayı olmak, Dikdip’in hayınlarından, Dikdip’ten çok daha yüksekti…

Dayısı haber gönderdiğinde Peri, anında Tikenligenc’e gelir, yapılacak işlere dört elle sarılarak yardım eder, o: “tamam kızım” demeden de evine gitmezdi. Emeğinin karşılığında hep para alır; bir keresinde gelinlik kız, anasına kanaviçelerden bahsettiğinde o günden sonra el emeği göz nuru işlemeler, sipariş üzerine verilen çeyiz işine dönerek, kısmen de olsa para alma durumu ortadan kalkmıştı. Acil lazım olursa bir miktar yine ödeniyordu… Etamin örtüleri, namazlıklar, danteller, patiskalara işlenmiş kanaviçeler, şiş ile örülmüş elbezleri, paspaslar, tığla yapılmış dolap süslerini biriktirmişti…

Evde, boş bir vakit bulup tek başına kaldığında ki bu an pek azdır; odanın kıyısına köşesine sere serpe dizerek seyrederdi. Evi neresi olacak? Kocası kimdir? Bilmeden, hangi yemeği pişireceğini düşünmemişken bakır sahanın bulaşığını daha şimdiden kırmızı elbeziyle yıkar, etamin namazlığında da namaz kılarak yuvasının hayalini kurardı… O gün geldiğinde çeyizi ilkbahar çiçekleri gibi orta yere açılıp serilecek, sonbahara dönmüş tüm yaprakların izleriyse renkleri olacak, bembeyaz kış ayında elleri ayakları ayazda çatlarken Bey Dağı’nın kız yüreği mert, sapa sağlam diye namı yayılacaktı…

Peri, altı kardeşiyle birlikte canla başla çalışıp babasına yardım ettiğinde; evinde radyo, televizyon yok; başka bir hayatı ne bilir ne de yaşardı. Yatsı ezanıyla yatılır, sabah ezanıyla uyanılır, baba evinin gatık ile ekmeği ona göre Halil İbrahim sofrası olurdu. Vaktinin çoğunu Karatepe Obasında mal-melal güderek geçirir; günün birinde, aşağı ki köylerden bir gencin ailesi onu istemeye geleceğinin haberini göndermişken o hala yedirenkli çiçeği arıyor, henüz bulamasa da yediveren* bitkisinin ne olduğunu babasından öğrenmiş, dalını kopararak ineklerine yediriyordu…

Melal: “Mal-melal” şeklinde ikili kullanılan sözcük olup her iki kelimedeki -a- harfi uzatılmadan ve inceltilmeden okunur.

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Otobüs Şirketinden Büyük Kampanya “Gidiş Sizden Dönüş Bizden”

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

Araç çubuğuna atla