DOLAR

44,9239$% 0.08

EURO

52,7522% -0.17

GRAM ALTIN

6.815,22%0,08

a

SIPATLA / Fatma CİVELEKOĞLU GEÇER

SIPATLA

Yuvarlak yüzünün beyazlığına vuran güneş, Ayşe Hanım’ın ela gözlerini, bluzunun zümrüt rengine döndürürken Yedigöz’e yaklaşmak üzereydi. Sırtında çuvalı vardı. Evinden çıkmadan önce; yere serdiği ipin, tam orta yerine, çuvalı yanlamasına yatırıp yükünü vurmuş, sırtına girinmemişti: “hafif heri, omuzlamasıyla giderim” diyerek sicimle bağlı ağzını, sağ eliyle sırtına atıp yola çıkmıştı.

Yolunun şu anki güzergâhı, pasa, güneşin bağrında ilerlediğinden, avcunun içi terden löç (ıpıslak) olmuştu; bir öte, bir beri savrulup yantiri durmasın diye çuvala, alt tarafından sol eliyle destek verdiği halde usulca kayıp düşeceği sırada, gözüne kestirdiği gölgelik yerde durup yere bıraktı: “Of, anam” demeden sırtını dikleştirdi… Soluklandı biraz…

Belden lastikli eteğin iç tarafına; -lastik hizasından aşağı doğru bir elden az büyükçe yapılmış- yamalıktan dikili cebinden, beyaz mendil çıkarıp ellerini ve yüzünü sildi. Terini silince, toprağın üstüne bıraktığı çuvalın üzerine oturup bluzun kollarını sıpatladı; sıpatlanmış kollarını yukarı kaldırıp aynı anda; bir yüzüne, bir doğaya ardı ardına yelpaze yaptı. Buna rağmen biriken terlerini tekrar sildi.

Birileri bu halini görse: “bir değil varsa çok kişi gelsin bacım, bugün, işim gücüm fazla… Hep beraber, haydin gelin…” dediğini düşünebilirdi. Oysaki elli altı yaşında olan Ayşe Hanım: “ben geldim… Haydi… Es…” dercesine havayı, suratına çarpıp serinlemeye çalışıyordu.

Yönü değişen tiz bir sesi duyduğunu sandı. Sesin varlığına kulak kabartacak oldu da sonra vazgeçti. Kollarıyla serinlemeye devam ederken gözleriyle de karşısında duran fakkas armutlarına, onun az aşağısındaki fındık armudu ağacına bakındı… Buralar Osman Bey’den önce babasınındı.

Babasının demek dedesinin demekti ancak ne yüzünü görmüş, ne de sesini işitmişti…

Babası anlatmaya başladığında dedesi ete kemiğe bürünür; gözleri kitap, dili Besmele, başı secde, eli kalem, vücudu şehit olurdu…

Kulağına yine bir ses çalındı. Bu kez arkasına döndü, baktı, geldiği yolu annakladı…

Bahçeye doğru bi göz gezdirdi. Görünürde kimse yoktu… İçten içe: “galiba, dışarıda yolcusu olan biri var” dedi.

Bu dağların hane halkından biri, yola gittiğinde ismi, dışardaki yolcu olurdu. Yolcunun geliş saatine yakın bir zamanda; ev yoluna ayak basmış mı basmamış mı diye öğrenmek için evin kapısına çıkılır, dağdan gelecekse dağ yoluna, araba yolundan gelecekse ana yola yönelerek seslenilirdi. Yakında olan kişi ses verir, çağıran da ev yolunda olduğunu anlardı…

Ses veren olmazsa eğer on dakika da bir, çağırma işlemi yinelenir, bir an önce hava kararmadan eve gelmesi gerekirdi; Dikdip’te hasmı olanlar, akşam olduğunda kapı açmaz, dışarı çıkmazdı. Osman Bey’in annesi, karanlık düştükten sonraki anları kastederek: “evin içi senin, dışı elin” derdi.

Ayşe Hanım’da evinde olmadığına göre dışardaki yolcu sayılırdı; bi hamla kız kardeşi Zarife’nin yanına gidip çuvalını bırakınca evine geri gelecekti.

Oturduğu yoldan aşağı doğru, obuza kadar telle çekili yerin, sınırına dikilen ceviz ağacına baktı, dalında bekleyen Doğan’ı gördü, tanıdı… O avcı kuş, eskiden de buradaydı bilirdi…

Tıpkı yedi göze suları gibi…

Bu kez bir başka sesin varlığı peydah oldu. Sağına baktı, nafile. Soluna baktı, faydası yok…

Sesin varlığını bulamadı… Armut ağaçlarının yaprakları hafif ırganmaya başladı, yavaştan başlayıp azar azar hışırdayan ses yükseldi… Bu kez ürker gibi oldu. Arayıp bulamadığı ses, asırlık taşların yuvasından sanki göğe yükselip esmeye başladı.

… Gayb âleminin çöllerinde dolaşan nur, secde edip cevher oldu. O cevher Yüce Allah’ın kudret nazarının heybetinden eriyip su oldu, akmaya başladı ve devamlı akıp hiçbir yerde durmadı. Aktı, aktı, aktı…

Sonra Yaratan o suyu on bölüme ayırdı.

1. Arş…

2. Kalem… Besmele… Besmele yazan kalem Allah’ın isminin heybetinden iki parçaya bölündü.

Birinci parça: “Rahman”, ikinci parça: “Rahim” yazdı.

3. Levh… Kenarları kırmızı yakut, kendisi beyaz inciden, üstünde

Arş bulunur.

4. Ay…

5. Güneş…

6. Cennet… Cennet’i beş şey ile süsledi.

*İyiliği emretmek.

*Kötülüğü nehyetmek.

*Cömertlik.

*Yüce Allah’a itaat etmek.

*Günahlardan kaçınmak.

7. Gündüz…

8. Melekler…

9. Kürsî… Ayetel Kürsî’yi Allah (c.c.) Kürsî’nin etrafında yazmıştır…

10. Peygamberin (s.a.v.) temiz toprağını yarattı (I)…

Korkusundan emin olan Ayşe Hanım’ın, içine bi ferahlık yerleşip yüreğine de yenniklik (yeğniklik) düşünce; sağ omuz hizasına kafasını çevirip: “esselâmu aleyke ve rahmetullah” aynı şekilde sol tarafına da kafasını çevirip: “esselâmu aleyke ve rahmetullah” dedi… Peşine, iki eliylen yüzünü sıvazladı. Sıpatladığı bluzun kollarını eski haline getirdi. Çocukluğunun geçtiği bahçeye yeniden baktı…

Uzaktan… Bir yabancı gibi… Kıyısını köşesini seyrettikten sonra: “Zaman, ne de çabuk geçiyor” diye mırıldanıp ayağa kalktı. Mendilini cebine koydu. Üzerine oturduğu çuvalı, sağ eliyle bir çevirmede sırtına atıp Yedigöz’ün sapağına yürüdü…08.07.2025

“Sıpatla” Kelimesi Üzerine Birkaç Kaynak Bilgisi:

Sıpatlamak [sıpartlamak]: Sıvamak, yukarı çekmek (kol, etek, paça vb.)

Türkiye’de Halk Ağzından derleme Sözlüğü, Cilt: V, O-T, TDK Yayınları, Ankara, 2019

Sıpatlamaḫ: Sıvamak, yukarı çekmek (kol, etek, paça vb.)

KÖZLEME, Ufuk, El-Ücra <> Alucra Yöresi Halk Ağızları Derleme Sözlüğü, Gayri Nizami Kitap, İstanbul, 2024, Syf. 224

Sıvartlamak: Kolları sıvamak.

KAYA, Mevlüt, Bir Çepni Köyü Tarihi ve Kültürü, Yüksel Ofset, Samsun, 2007, Syf. 117

 KADİĞERYNAKÇA:

(I) AYDIN, Abdullah, Tam Peygamberler Tarihi, Aydın Yayınevi, Beyazıt, 1979, Syf: 99-103

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Ünye İlçe Sağlık Müdürü Dr.Güney; “Mecbur Kalınmadıkça Dışarı Çıkılmamalıdır.”

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

Araç çubuğuna atla