45,1830$% -0.02
53,1337€% 0.13
6.680,27%-0,52
Üç arkadaş birinci yokuşu çıktığında; Selcan’ın sabahleyin yol üzerinde numara verdiğidokuz ile onuncu evin arasında, ikiyüz m2 lik düz alan bulunurdu. Selma’nın evi buradaydı; hem yolun kenarında hem de camiye bakan yüzünde arkadaşlarından ayrılıp, evin güneşliğinden içeri girmişti.
Düzlükten sonra yine yokuş başlar; beş metre olan bu mesafenin ardından ikinci düzlüğe varılırdı; camiyi görmeyen dokuzuncu ev, Selcan’ın sütkardeşi Sultan’ın eviydi. Her bayram günü ziyaret ettiği Savra (Sahure) Hanım onun değil abisinin sütannesiydi. Kimi yaşındayken kimini düşük yapmış halde -dört yılda üç bebesi ölmüş- buna sebep Nazmiye Hanım; sütü kuvvetli ve sırlı, sapa sağlam çocukları, emzikli Sahure anneden, oğluna süt vermesini istemiş böylece çocuğun yaşayacağına güvenilmişti.
Eski yaşayış vakitlerindeki Atalar; bir evin büyük oğluyla evlenen gelin kız için: ‘daha yeni gelin olmuştur, şimdi çocuğu olmaz, gelinlik tutuyor’ demişlerse de söylenen bu söz, yaşanan acının şiddetini azaltmıyordu. Çevresinden duyduğu: “süt, daima geriye gider” lafını; Melikli Köyü’ndeki Tahtalı Cami’nin hocasına varana değin Nazmiye Hanım sorup soruşturmuştu. Yok, sonuç hep aynı kapıya varmış: “İçinde süt olsa da olmasa da, bir kadın bir bebeğe memesini verip çocuğun, ağlama sesi kesildiği an, ihtiyacı giderilmiş olur ve o sütannenin kendi çocukları ile emzirdiği çocuk dâhil geriden büyüyen diğer kardeşlerine asla nikâh düşmez” denmişti.
Ne güzel… Bu köyde en azından bilgisinin yetmediği durumları, bir bilene danışan vardı. Evin en küçüğü ve yedinci sırasındaki çocuğu olsa da Nazmiye Hanım; annesinden koparılıp alınan Züleyha bebeğin emmesi gereken sütü; ablasının göğsünden kendi içmişti. Daha dünyaya gelmemiş, adı bilinmeyen diğer yeğenleri ile de kardeş olmuş; teyze iken peşisıra sütün getirdiği sütkardeş unvanını da elde etmişti. Hayatta kalmayı sağ-salim başarıp büyüyen çocuklarına: “Bu aile… Şu aile… O ailenin çocukları sütkardeşidir” diye tek tek anlatmıştı.
İki ev arasına, eşit mesafe de uzak olan düzlüğün tam orta yerinde; Kıran Dağlarını geniş açısıyla gören, bir de serenti vardı. Dört sütun ağacın kabuğu hızarla yontulur, bir tarafı kurşun kalem ucu gibi inceltilirdi. Toprağa çakılıp pekiştirilen bu sivri ucun sabitlendiğinden emin olununca, her birinin tepesine büyükçe, tahtadan teker konulup etrafı tümüyle açık bırakılırdı; evin odunu burada kesilir, ev sahibinin arabası varsa lastik konur, gübre zamanı naylonlar ve benzeri gıldır gıcıb bir köşesinde atıl dururdu. Gazel vaktinde harar ile şelekler: ‘el altında olsun’ denilerek burada hazır bekletilirdi.
Kestane veya doruk ağacından yapılan tahtalar; Tepecik mevkiinin Halyon mahallesindeki (Haliloğlu) İbrahim Usta’nın atölyesinde biçilirdi. Nazmiye Hanım’ın dayısına: ‘Atölyeci Hâllū İbram (İbrahim) Usta’ annesinin sülale adına da Haliloğulları denirdi. Evinin kapısında ya da bahçe içinde tahtasını biçtirmek isteyen olursa, evvelinden haberleşmeleri; ustanın: ‘evet’ deyip, hangi tarihte geleceğini söylemesi, bu konuda anlaşılması, her iki tarafında karşılıklı ‘olur’ demesi gerekirdi…
İnce işçilikten yoksun olan tahtalar biçildiğinde, yaş halinin gitmesi için bir müddet beklenir, suyu çekilince de kare şeklinde olacak serentinin, üst katının tüm etrafına, sakız renkli, kalın tahtalar sırayla çakılırdı; daha müggem (muhkem) olsun diye de gayeli mıh kullanılırdı. Bir köşesine küçük pencere yapılıp üstü çıngı ile örtülür; balkonvari çıkıntı yapılmasa bile sütun ağaçlarının olduğu yer, yeterince havadar olurdu. Mevsimine göre bazen soğuk bazen de sıcak rüzgâr, iç içe geçmemiş tahta aralığından içeri sızar, misafir gibi bir süre sonra da çıkıp giderdi. Buralarda bunun adına ‘kaba işçilik’ denirdi. Osman Bey’in evinin kapısında serentisi bulunmazdı ancak bir konuya asabı bozulup herslendiğinde: ‘esetip püsetme’ (özene-bezene) der, bu da kaba işçilik olurdu. Zaten ‘seren’ isminin anlamı: Direkler üzerinde yelken açmak ve işaret kaldırmak üzere ufki olarak bağlanan günderlere verilen addır ve denizcilik terimidir.(F)
İlerleyen yıllarda Selcan; asırlık Limon armudunun etrafını, semazen gibi dönen asma dallarının dibinde, serenti de odun kesen amcasının kızlarıyla sohbet edecekti; hatta bir defasında ingesi (yengesi): “çık da armut al” demişti. Kimi ağaçlara çıkarken de kullanılan tahta merdiveni, serentinin kapısına uzatıp içeri girmişti. Kimse bilmiyordu fakat ilk kez o an, bir serenti odasının içinde olacaktı. Etrafı göz ucuyla kolaçan ettiğinde armut görememiş, yengesine seslenip: “burada armut yok ki!” demişti. “Güllüğün içine bak” cevabını alınca, kahverengi kuru güllükleri kaldırıp, yeşil renginden kahverengiye yüzü dönen, armutları görmüştü. Duvarda çivilere asılan kurutulmuş kabaklar, yanında bohçada fırın fasulyesi, ötede yorgan sırıma ipine bir bir dizilmiş acı biber baduçları, torbalarda gün darısı unu, yarma… Kimi küp de kimi büyük bidonlarda fasulye turşuları, bitişiğinde kirez, taflan, fasulye tuzlusu, elması ayrı, töngeli ayrı sirkeler, buruşuk köpük elması, dura dura tatlanan armutlar, boy boy kış kabakları, fırında kurutulup kışın hoşafı yapılan elma kuruları… Odanın içi mis gibi meyve ve sebze kokusuyla birbirine bulanmış; bak, bak doyum olmuyordu. Bunca koku bir şişenin içine sığar mıydı? Fistanının eteğine iki, üç, dört koşam; -iki koşmak ederdi- armut doldurup yavaşça merdivenden inmişti.
Selma’nın gidişinden sonra iki kız, etraftaki ağaçları seyrederek, yola yarık açan depoya değin yürümüşlerdi. Su sesini duyan Ayşegül çantası ile elindeki taşları Selcan’a uzatıp çeşmeyi açtı, önce ellerini yıkadı sonra iki elini birbirine bitiştirerek koşmak yapıp avcundaki suyu içti. Küçük kız ellerini yanyana getirdiğinde, kollarını da bedenine yapıştırmış, su dirseklerinden akıp üstünü başını ıslatmıştı. Bu durum hoşuna gidince oynamaya başladı. Boğazında yığılı duran yaşmağını beline bağlayıp kızıla çalan saçlarına, ellerini ıslayıp ıslayıp sürdü.
Deponun üzerine çıkıp oturan Selcan, içinden: ‘anlaşıldı bu iş, suyun ahrını getirmeye çalışıyor’ diye düşünmemişti elbette fakat evine geç kalmıştı. Annesi pencereye çıkıp yola kulak kesildi ise eğer, mektep kızlarının seslerini duymuş olmalıydı; bu his içindeyken: ‘haydi gidelim’ dedi. Bıraksa, karanlığa değin suyla oynamaya devam edecekti. Ayşegül’ün sağa sola saçtığı su damlacıkları, onun yüzüne değmiş, deponun içine akan suyun sesini de duyuyor, buna rağmen birbirine su atma oyununu ne oynamak ne de su içmek istememişti. Islak saçına yaşmağını bağlayan kız, eteğinin cöscöbül ıslağını ne yapacağını bilemez halde yola koyuldu.
Halası Zarife’nin evini geçerek Fidez’in (Firdevs’in) ev sapağına gelmişlerdi. Yolun ayrıldığı yönde Selcan: ‘ardından bakacağım, korkma sakın’ deyip Ayşegül’e veda etmiş, yoldan aşana kadar onu izlemişti. Küçük kız karşı ki yolun dönemecinden dönüp görünmez olduğu vakit, kendisi; bir-iki adımın yanyana anca sığdığı, bahçe içindeki daban yolundan gitmek istememiş, eni bir metreyi geçen serin yolu tercih etmişti. Burası Yedigöz’dü.
KOŞAM: Avuç, avuç dolusu, iki avuç dolusu. DEMİR, Necati, Prof. Dr., AYDOĞDU, Özkan,Yrd. Doç. Dr., Giresun İli ve Yöresi Ağızları, (Tarih-Dil İncelemesi-Metinler-Sözlük) Giresun İl
Özel İdaresi Yayınları, Giresun, 2016, Syf: 653
KOŞAM [KOÇAM]: İki elin yan yana gelmesiyle oluşan avuç: “Beş koşam fasulye aldım.”Türkiye’de Halk Ağzından Derleme Sözlüğü, Cilt VI, TDK Yayınları, Ankara, 2019, Syf: 4568
KOŞLUNDI: “İki nenğ koşlundı = İki nesne koşuldu.” Bu fiil lazımdır. İki koyunun yanyana ve başları bir dizide gitmesi; iki binicinin atlarını yanyana getirerek, başlarının bir dizide -atbaşı beraber- gitmesi için de böyle denir. (Koşlunur – Koşlunmak) MAHMUD, Kaşgarlı, Divanu Lugat-it-Türk Tercümesi, Çeviren: Besim Atalay, TDK Yayınları Cilt II, Ankara, 1985, Syf:251-252
Seren Tirizi: Ana serenlerin aşağı veya yukarı hareketlerinde, direk çemberlerinin serenleri zedelenmemesi için çemberlerin, direğin prova tarafına kalan kısımları üzerine vurulan çıtalara verilen isimdir.
(F)PAKALIN, Mehmet Zeki, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Sözlüğü Cilt III, M.E.B. Yayınları,İstanbul, 1983, Syf: 182
Trabzon’da Sağanak Yağış Sele Dönüştü!
1
Sokak Hayvanları Uyutulmalı Mı, Uyutulmamalı Mı?
1480 kez okundu
2
Karadeniz Bölgesinin Geleneksel Halk Oyunu “HORON” Çambaşı Yaylasında Hayat Bulacak
1445 kez okundu
3
Ünye’ye ikinci TOKİ Nereye Yapılacak ?
1320 kez okundu
4
2025-2026 Eğitim Öğretim Yılı Kantin Fiyatları Açıklandı
1244 kez okundu
5
Oda Arkadaşım../ Berkay GÖKTAŞ
1166 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.