DOLAR

48,2203$%0,18

EURO

55,8755%-0,49

GRAM ALTIN

6.908,74%-3,01

a

VEFA KİTAPLIK PROJESİ XII /Fatma CİVELEKOĞLU GEÇER

 

VEFA KİTAPLIK PROJESİ XII

 

Avukat Hanım beni sorduğunda, oğlum, hacze geldiklerini anlayamamıştı. Ne de olsa çocuktu. Okuyucu zannetmişti. Benden neyi görüp öğrenmişse o an taklit ederek: “size nasıl yardımcı olabilirim” soru cümlesini yöneltmişti.

 

İçinde yer aldığım sektörün hamallığı, çıraklığı dâhil sonraki süreçlerimde Sahafzade’ye yolu düşen her kişiye ilk sırada: “hoş geldiniz” denir, peşi sıra söylenen de bu olurdu. Size nasıl yardımcı olabilirim?

 

Covid etrafa henüz yayılmamışken, nemrutî onbeş temmuz olayının ertesi yıllarının soğuk bir kış gününde, bu kez kitabevinin kapısından içeri yine bir kadın girmişti. İlk izlenimime göre o ne bir öğrenciydi ne öğretmen ne avukat ne bir tanıdığım, ne de kitap okuyucusuydu. Hayatın detaylarını inceden inceye okuduğu yüzünden, kıyafetlerinden, sözlerinden anlaşılıyordu. Benimse tavrımı bu durumlar değiştirmiyor, içten içe ayağa kalk Fatma diyordum. Ayağa kalk. Kıyam hali. “Sana bir kapı geldi.” Bu da yazılı olmayan sayfalardan sanki dank diye düşmüş bilinmez bir cisim gibi fazlasıyla yeterli oluyordu.

 

“Hoş geldiniz, size nasıl yardımcı olabilirim?” İçeri girer girmez, sağına, soluna bakmadan yüzünü bana dönmüştü: “Kızım, senden bir isteğim olacaktı” demişti. “Elbette buyurun.” Bunu söylediğimde aklım, yerinde durur mu, durmadı tabi ki, türlü olasılıkları düşünmeme sebep olmuştu; belki torunu için ücretsiz kitap isteyecek, belki köyünde bakkalı var ve bir ürünü sarıp sarmalayan atık kâğıt var mı diyecekti. Veya ‘yardım yapıyor musunuz?’ Fakat bilememiştim.

Düşündüklerimden biri bile değildi. Öykümün esas kişisi olduğundan ki ben ona adını sormayı unutmuştum bu sebeple şimdi ona Asiye ismini verdim.

 

Ne söyleyeceğini merak edip beklerken, Asiye Hanım bi çırpıda çok rahat halde belki değil bilemiyorum, belki beni samimi bulduğundan sıradanmış gibi: “Benim karnım aç, ekmek parası verir misin” diye sormuştu. Bu şekliyle, yeme-içme konusunda parasal sınır çizmediğim ailemin bir üyesine benziyordu. Ya da birlikte büyümüş, birlikte gülüp ağlamış, birlikte düşüp dizlerimiz kanamış, elimiz ayağımız çamur içinde çocukluğumu geçirdiğim, en vazgeçilmez sevdiğim biriymişçesine tedirgin olmadan söylemişti.

 

 

Onun ağzından çıkan söz herkeste aynı etkiyi yaratmıyor olabilirdi ancak bende rastgele söylenmiş hükmünde olmuyordu. Söz değerliydi. Söz, iletişim aracıydı; yaşamın kalbini hem çalıştıran hem de bozandı. Benim için dilenci olmuş, olmamış fark etmiyordu. Bir kadın diğer bir kadının gözlerinin içine bakarak: “karnım aç” demiş miydi? Demişti. Durum bu. Kimbilir daha nice insanlar aynı haldeydi.

 

Ne acı! En dayanılmaz anlardan biri ve ben bu anı yaşıyordum. Asiye Hanım’ın bundan haberi yoktu. O bana bakıyor, benim de yüzüm olağan gülüyordu; uğraşsa, iyice debertse, yanağımı geren tebessümün hiçbir detayından iç dünyamda yaşadığım acizliği anlayamazdı. Zaten de anlamadı. Sanırım gerekte yoktu.

 

Asiye’den beni ayrı tutan bir şey varsa o da veren el, alan el meselesiydi. Kitabevine adım atarak o ilk bastığı eşiğin kapısını her sabah açıyor akşam olduğunda da kilitliyordum. Görünmeyen âlemin dehlizlerinde kime ne verilecek, ne zaman verecek-alacak soyutluğunu bilmek insanoğlu için imkânsızdı. Öte taraftan ekmek elden su gölden tutumuyla eşiğin kapı anahtarı edinilmemişti; böylesi bir hal beni oldum olası sevmez çehreme de uğramazdı. Burası babamın çiftliğine de benzemezdi. Bu kapı başka, mevzusu apayrıydı.

 

Asiye Hanım’a para vermenin iyi olmayacağını biliyor, buna benzer olay yaşadığımda olabildiğince hassas davranıyordum. Bir işin sıcak sahasında olup tam kalp atışlarında yer almak, muhatap olduğunuz insanların ilgi alanlarını, onları üzen olayları, nelere sevinip nelere öfke duyduklarını, uğraşılarını, hayallerini anlama gayreti yolunda farkında olmadan kendini bulmak demekti. Gerçi içinde yaşanılan çağın getirisiyle her şey değişebiliyordu, karakter bile.

 

Cevabımı bekletmeden: “karnını doyururum fakat param yok, sana para veremem” demiştim. O da: “tamam, olur” yanıtını vermişti. Saatin, erken vakit olması nedeniyle satış yapamamış bu yüzden nakdim bulunmuyordu. İşinin başında, gerçek şahıs olan dükkân sahipliğim, her an nakit para taşıyor manasına gelmezdi. Param yoktu. Asiye Hanım ile maddiyatta eşit sayılıyordum. Oysa onu tanımıyor, o da beni tanımıyordu. Aynı konularda denk olmak için birbirini tanımaya da gerek yoktu. O gelendi, ben ise sabit bir yerde, kimden ne geleceği belirsiz olan bir kapıda olasılıklar dünyasına açık gene bekleyendim. Neyi? Rızkımı. Kitaplarla gelecek olanı!

 

‘Tamam, olur’ diyen Asiye’nin simasını birden kararsız bir duygu kaplamıştı. Sorsam mı? Sormasam mı? Benzerliğinde bir şey yaşıyordu galiba, orasını tam olarak anlayamamış bakakalmıştım. Belki bu kez bağış kitaplardan: ‘bir kitap alabilir miyim’ diyecekti. Bağış kitapların amacı, kitabevine parası olmadan girenin ücretsiz kitaba ulaşmasını sağlamaktı. Hayır. Bunu da sormadı. Bekliyordum.

Söyleyeceğini desin diye. Söyler söylemez de karnını doyurabileceği mekâna götürecek, orada bulunan işletme sahibine: ‘benim hesabıma yaz’ diyecektim…

 

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Saklı Kalmış Hikayeler / Güven ÖZEL

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

Araç çubuğuna atla