44,8567$% -0.02
52,9048€% 0.11
6.919,01%-0,66
Lübnan’da birbirine hasım dört büyük grup yaşıyor: Şiiler, Sünniler, Dürziler ve Maruniler. İrili ufaklı 18 grubun yaşadığı Lübnan’da her grubun bir ya da birden çok hamisi var. İran Şiilerin, Suudi Arabistan Sünnilerin, Fransa Marunilerin, İsrail ve İngiltere farklı Dürzi gruplarının ve Rusya Ortodoksların hamisi. Türkiye’nin Hizbullah dışındaki gruplarla ilişkileri genel olarak iyi.
İnanması zor ama 1975 senesinde Lübnan en ileri, en kalkınmış Arap ülkesiydi, hem de petrolü ve gazı olmamasına rağmen. Beyrut doğunun Paris’iydi. Peki o günlerden bugünlere nasıl gelindi? 1932 senesinde yapılan sayıma göre, Lübnan’ın nüfusunun %52’si Hıristiyan, %22’si Sünni, %19’u Şii ve %7’si Dürzi’ydi. Bu nüfus yapısı, kurulur kurulmaz liberal ekonomiyi benimsemesi ve Arap devletlerinde yapılan devrimler Lübnan’ın kalkınmasının dinamosu oldu.
Hıristiyanların çoğunlukta olması ve uyguladığı liberal politikalar sayesinde, büyük kısmı Batı ülkeleri tarafından yapılan yatırımlar aldı Lübnan. Beyrut, İskenderiye ile birlikte Arapları uluslararası piyasalara ulaştıran iki ana limandan biriydi. Arap dünyasının ticaret, turizm ve eğlence merkezi Lübnan’dı.
Bu süreci Arap devrimleri de besledi. Mesela Nasır, devrimden sonra, yabancılara ait şirketleri kamulaştırdı. Mısır sosyalist ekonomiye yöneldi. Mal, mülk emniyeti kalmadı. Bu gelişmeler üzerine Mısır’ı terk eden azınlık mensuplarının, akademisyenlerin, tüccarların, sanayicilerin ve yabancı yatırımcıların çoğu Lübnan’a geldiler. Irak’ta, Libya’da, Suriye’de, Yemen’de de devrimden sonra aşağı yukarı aynı süreçler yaşandı. Böylece Lübnan periyodik olarak sermaye aldı. Daha önemlisi yetişmiş, birikimli ve üretken vatandaşlar kazandı.
Lübnan’ın çöküşünün de temelinde İsrail’in kurulması var. İsrail’in kurulması; göçmen Filistinliler ve Filistin’i kurtarmak isteyen örgütler gibi Arap dünyasını derinden etkileyen sorunlar üretti. 1948 senesinde, kurulur kurulmaz hep birlikte İsrail’e saldıran Arap devletleri, büyük bir yenilgi aldılar. Bu devletlerden ikisi hiç beklenmeyen bir hamle yaparak Filistin topraklarını işgal etti. Mısır Gazze’yi, Ürdün Batı Şeria ve Kudüs’ü aldı. Nasır, ileride FKÖ çatısı altında birleşecek olan örgütleri Gazze’ye yerleştirdi.
1967 savaşında İsrail Gazze’yi alınca örgütler Ürdün’e de üstlenip İsrail’e vur kaç yapmaya başladılar. İsrail her eylemden sonra Ürdün’ü bombaladı. Bombalamalar doğal olarak Ürdün halkı ve devletiyle örgütleri karşı karşıya getirdi. İsrail karşısında zayıf kalan Filistinli örgütler, darbeyle yönetimini ele geçirmeye çalıştıkları Ürdün’ü, büyük kayıplar verdikleri iç savaştan sonra, terk etmek zorunda kaldılar. Yeni adresleri Lübnan’dı.
Filistinli örgütlerin 1971 senesinden itibaren Lübnan’a yerleşmeleri çöküşün başlangıcı oldu. Filistinli militanların vur kaç eylemlerine İsrail Filistinlilere ait kampları, yerleşim yerlerini ve binaları bombalayarak mukabele etti. Bu gelişmeler halkın genelini rahatsız etse de Müslümanlar, milli bir davayı güden Filistinli örgütlere sahip çıktılar. Hıristiyanlar ekonomiye, sosyal hayata, güvenliğe olumsuz tesir eden militanların ya eylem yapmayı bırakmalarını ya da ülkeyi terk etmelerini istediler. Filistinlilerle Hıristiyanlar arasında başlayan çatışmalar kısa süre zarfında iç savaşa dönüştü.
İç savaş 1982 senesinde İsrail’in işgaliyle sonuçlandı. Filistinli örgütler ülkeyi terk etti. İşgali sonlandırmak ve İsrail’i yok etmek amacıyla ve İran’ın mali, askeri ve moral desteğiyle Şii vatandaşlara hitap eden Hizbullah kuruldu. 1982’den sonra da İsrail ve Suriye defalarca ülkeyi kısmen ya da tamamen işgal ettiler.
İran, Şii dayanışması ve devrimi yayma stratejisi çerçevesinde Hizbullah’ı destekledi. Örgütü silahlandırdı. Kaynak aktardı. Bu desteğin neticesinde Hizbullah ordudan daha güçlü bir örgüte dönüştü. Bu gelişme İsrail’in Lübnan’a, Hizbullah’ı zayıflatmayı amaçlayan periyodik saldırılar düzenlemesine yol açtı.
Kısaca Lübnan bir daha iç savaştan önceki durumuna gelemedi. Zira sermaye ile birlikte yetişmiş insanlarda ülkeyi terk etti. Sürekli işgal edilen, etnik grupların birbirlerine düşmanlık beslediği, patlamaya hazır bir ülkeye kim yatırım yapar? Başka bir yerde yaşama imkanı olan kim böyle bir memlekette yaşar. Bırakın yatırımcıyı turist bile gelmez böyle bir ülkeye. 1932 senesinden sonra sayım yapılmayan Lübnan’da nüfusun %35’inin Şii, %30’unun Sünni, %27’sinin Hıristiyan ve %8’inin Dürzi olduğu tahmin ediliyor.
Devlet Bey’in ‘’Lübnan Suriye’ye katılabilir’’ sözünün muhataplarının İsrail ve İran olduğunu düşünüyorum. Bahçeli bu devletleri daha makul hareket etmeye davet ediyor. ‘’Lübnan Suriye’ye katılırsa zarar görürsünüz, aklınızı başınıza alın’’ diyor. Zira İsrail’in periyodik saldırıları ve Hizbullah’ın varlığı Lübnan’ın gelişmesinin, kalkınmasının önünde engel. Bir ülkede iki ordu olmaz.
Tarihi perspektiften ele alındığında Devlet Beyin önerisi son derece makul. Zira Suriye ve Lübnan, tarihin ilk devirlerinden Fransa Lübnan’a bağımsızlık verene kadar, her zaman aynı devletin toprağı oldular.
Öneriyi reel politik açıdan değerlendirdiğimizde tablo bambaşka. Öncelikle Esat’tan kurtulalı sadece bir yıl olan Suriye’nin devasa sorunları var. Bunları çözmeden Lübnan’ın katılması Suriye’yi istikrarsızlaştırır. Sorunları büyütür. Hizbullah militanları, Suriye’de, İran’dan gelen Şii milislerle birlikte, yarım milyon insanı Sünni oldukları için katletti. Suriye ordusunun işgalleri Lübnan halkında özellikle Nusayrilere karşı tepki oluşturdu. Bu olayların hatıraları hale zihinlerde tazeyken birleşme olabilir mi?
Bahçeli ‘’Rusya-Çin-Türkiye ittifakı kurulsun’’ ve ‘’Musul 82, Kerkük 83’’ gibi ifadelerinde yaptığı gibi en uç fikri seslendirerek Ankara’nın elini güçlendiriyor. İşin ilginç tarafı bu fikirler ülkemizden çok dışarıda ilgi uyandırıyor, dikkat çekiyor. Zira MHP yönetimde hiç olmadığı kadar söz sahibi.
Batı ve Arap medyaları günlerdir ‘’Türkiye Suriye’den sonra Lübnan’a da el mi atacak, Lübnan Suriye ile birleşebilir mi, Lübnan Suriye ile birleşse Hizbullah’tan kurtulabilir miyiz, Bahçeli’nin Lübnan planına Suudi Arabistan ve Mısır ne tepki verir’’ gibi konuları tartışılıyor.
Lübnan’da çözüm önce Hizbullah’ın askeri kanadının orduya katılması yani Hizbullah’ın klasik anlamda siyasi partiye dönüşmesidir. Akabinde Lübnan’a da Gazze’de olduğu gibi uluslararası barış gücü gönderilmelidir. İsrail’in muhatabı zayıf Lübnan hükümeti veya Hizbullah değil BM olmalıdır.
– 15 Mart 2026 – = Alparslan Türkoğlu / HABER ERK =
https://www.habererk.com/makale/lubnan-suriye-ye-katilabilir-mi_320856/?fbclid=IwY2xjawQjTKRleHRuA2FlbQIxMABicmlkETFiSFdvVDk3QzNpOURJUjc3c3J0YwZhcHBfaWQQMjIyMDM5MTc4ODIwMDg5MgABHhQtywAYMn0SyDX9Knrjg64pEuP_0kGmPYehWqMME5ev-SHbq5a0WasolKbb_aem_4ZxXa48oXgqQPRcDbiq5eg
Görmeden De Sevilir!/ Güven ÖZEL
1
Sokak Hayvanları Uyutulmalı Mı, Uyutulmamalı Mı?
1461 kez okundu
2
Karadeniz Bölgesinin Geleneksel Halk Oyunu “HORON” Çambaşı Yaylasında Hayat Bulacak
1422 kez okundu
3
Ünye’ye ikinci TOKİ Nereye Yapılacak ?
1290 kez okundu
4
2025-2026 Eğitim Öğretim Yılı Kantin Fiyatları Açıklandı
1206 kez okundu
5
Oda Arkadaşım../ Berkay GÖKTAŞ
1142 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.