DOLAR

48,2203$%0,18

EURO

55,8755%-0,49

GRAM ALTIN

6.908,74%-3,01

a

VERET / Fatma CİVELEKOĞLU GEÇER

VERET

Karatepe Obası’nın kokladıkça baş döndüren çiçeklerinden, zindan suratlı dağın eteğine aşşā devinerek Deregözü’ne veredip (durmayıp) akan sular, taşların diplerine yuva kurmuş balıkların süzgecinden geçerek duasını Okçu Köyü’ne bırakırdı. Karadeniz’e deveranla çoşarak akarken, etrafında göğe doğru şahlanmış ağaçlar dimdik yükselir; her bir taşına, çakılına değerek dereye varan obuzlardan kimi zaman gür ses çıkar, obada, bahçede, en uzak yerde de olunsa kulak duyar, derenin sesi kuş cıvıltısını bastırdığında yağmur yağacağını köy halkı bilirdi… Yavrusundan ayrı düşen bir ana özlemiyle arşa ulaşan bu kadim sese Peri: “analı su” der, ortalığa yayılan çağlayan sesi: “tıp” diye kesildiğinde yerini yağmura bırakırdı.

Koşar adım bir yere yetişmek için hoplayarak geçekten atlanır Yedigöz yoluna inilirdi. Geri dönüş zamanlarında yeniden bahçeye çıkılırken, üç-dört yaşındaki çocuk kolları altından tutulup: “hop balasına” denilerek yukarı kaldırılır, ayakları ocağın boynuna (üst tarafına) doğru bastığında yere bırakılırdı. Geçek sırasının bir sıra alt tarafında gövdesinin kabuğu yer yer çatlamış yaşlı kiraz ağacı görünürdü.

Gri karası çatlaklarında yüzük görünümüyle kıvrılan bukleleri gövdesinde dururdu. Kuaför eli değmeden: “ol der olur” ilahi emirle oluşmuş zülüflü ham kirazın rengi koyu kırmızı, içinin suyu ise bir çay kaşığından daha az, çekirdeği de küçük olurdu. Bir öteden bir beriden dalları birbirine sarmaş dolaş halde, can alıcı güzellikte olan en yükseğindeki (cindirek) kimi meyvelerini gagasıyla açarak kuşlar yerdi. Bir yanı yenilmiş diğer tarafı yenilmemiş vaziyet de güneş vurdukça içinin suyu çekilir, ilerleyen günlerin sıcağında sıpçığında kuruyarak çemici çıkardı. O sene pasa yağmur yağdıysa eğer savma vakti gelmeden içi tezden kurtlanırdı. Yenilirken dikkat edilse bile farkında olunmadan yenildiği de olur, yiyen her kim ise hemen de bir şey olmaz, akşam olunca karnı usulca şişerek devamlı helaya gider gelinir, kurtsuz kirazları fazlaca yiyenler de defalarca ayakyoluna gidip gelerek amel (ishal) olurdu.

Nazmiye Hanım’ın Hatun annesinden alıp diktiği Napolyon kiraz ham kirazdan daha iri ve suluydu. Ağacı genç olduğundan kabuğu da gövdesinden soyulmazdı. Renginin bir kısmı sakız rengi, kırmızısı da çok değil hafif gene kızarıktı. Kümbül olan kirazlar yapraksız halde (caydak) toprağın üzerine düşerse nadirde olsa ezilirdi. Çocukların kimi ıslak olmadığı vakitler ağaca, kimisi evin çatısına çıkarak altı-yedi yapraklı çığını budağından koparıp üstten aşşā dibinde bekleyen küçük çocuğa atardı. Penyesinin ucunu bir eliyle bir başından diğeriyle öte başından, içini kanal gibi oyuk yaparak yukarı kaldırır, buna rağmen kucağına rast gelmemişse yaprakları sayesinde düştüğünde ezilmez, yerden alınıp mis kokusuyla yenilirdi. Bekleyen çocukların sayısı fazla (nahır) ise ardınca çığın olmuş kirazın dalı kırılarak atılır, hepsinin elleri zaten göğe doğru havada rahatça tutarlardı. Selcan ağaçta meyve yemeyi çok severdi, hatta basmaya bir tek dal kalıncaya değin tepesine (cindirek) çıkarak, meyve toplamaya başlamadan önce etrafı alabildiğine seyreder; gök mavisi beşiğinde: “uyusun da büyüsün…” ninnisiyle uyutulan bebeğin duygularına kapılır, Nazmiye Hanım’ın: “ödünde Allah yazar” dediği bu kadim ağaca daş gibi sarılarak üğrünürdü…

Her şeye rağmen sırtındaki kamburla bir yönü Çal Dağı’nı, diğer yönü Karatepe’nin düzünü görür, evin çıngısına uzattığı tek dalı sayesinde de hane halkına: “rüzgâr geliyor” diye işittirerek haberci görevi üstlenirdi. Osman Bey evvelden beridir evin etrafında oluşan, çatı ile tavandan gelen -fare tıkırtısı da dâhil- seslerini sevmez, huylanırdı. Allah’ın rüzgârı ki esmeye başlayıp çıngının üzerine vurduğunda morali iyi değilse sinirlenerek sıraya koyup: ‘Kirazın dalı kesilecek, eriğin dalı kesilecek, yan duvara değen taflanın dalı kesilecek, maazallah fırtınada devrilir ceviz, o da kesilecek” diyerek homurdanır, sayar söylerdi. Nazmiye Hanım ise içten içe: “Kiraz ağacı kesilecek demedi, çok şükür…” diye duasını edince eşine: “tamam” derdi…

Dikdip’ten güneşin feri çekildiğinde akşam esintisi başlamışken yaşlı ham kirazın dalına cöddük kuşu konarak şakıdı. İkindi vakti olmadan ötse iyi haber, ondan sonrası muallak da, bu saatte kuvvetlice: “cöt cöt cöt…” ara vermeden: “haberin var” diye sesederdi. Cöddükten dört sıra yukarı da olan Mustafa Aga kuşun sesini duyduğunda, iyicene garabet yüzüne vurmuş: “bu işi başımdan bi savuştursam” diye düşünüyordu. Eyninde, tekçe uyumaya giderken çıkardığı uzun parkası, ocağın dibinde otururken yabani otlara değiyordu. Fındık yaprağından omuzlarına inen örümceği o an ne gördü ne de hissetti. Çimenin üzerine varan ankebut otların yepeleğinde sekiz ayağıyla yürüyerek setten aşşā hızlıca gitti… O aşağı giderken araba yolundan okarı: “andır seni, ne vardı da şinci takıldın…” diyen Fidez’in sesi duyuldu.

Yağmurda çamurda kirlenmesin, malı-melali güderken yere sürünmesin diye paçaları üstüne çoraplarını çekmiş ayağında gara lastiği, sağ dizi de dirgen yaparak bir tütün daha sardı. Önündeki ocān içinde, üst setteki dallarla yarışırcasına uzayan şahın çotanağına gelişigüzel baktığı sırada uzaktan uzağa bir ses kulağına çalındı. Obanın ininde kelek (zil) sesi duyup az ötedeki kızını gördü… Yaylanın çimeninde, çiğinde, sisinde… Kolum-kanadım dediği ilk göz ağrısını… Beyaz yakalıklı simsiyah önlüğüyle okul dönüşü yidimine ahıra gitti; evin etrafında biçilecek ot varsa bi kucak bi kucak biçerek yemliğe taşıdı. Sonra genç kız oldu, at sırtında Karatepe’ye göç taşıdı, oradan yaylaya vararak: “bi aman” bile dilemedi… İşinden arta kalan cingacca zaman da: “o işi yapmam-buraya gitmem-onu taşımam-acuk (azıcık) kafamı dinlicem” sözlerini bir kez olsun konuşmadı. Senlik-benlik menfaati bilmeyen kızı gözleri önünde Mustafa Aga kendi kendine hayallanır oldu… İçine vuran üşüme ile titreyerek silkindi. Cıgarasını yaktı…

Öyküdeki Anlamı | Veret: Durma, sürekli, pasa, devamlı, anlamlarınadır. Diğer ifadeleri şöyle: | Veretti | Veredip | Veret Git | Veredip Gitti, şeklindedir.

Veretti: Durmadı.

Veredip: Durmayıp.

Veret Git: Durma git.

Veredip Gitmek: Durmaksızın gitmek.

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Ünye ve Trabzon Hurması !

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

Araç çubuğuna atla