47,9488$%0,07
56,1465€%0,26
6.918,21%-0,73
Kitaplık etkisinin öteki iş yerlerine sirayet ederek okuma eylemine fırsat tanıması elbette projenin gayelerinden biriydi. Bu anlamda bir amacına daha ulaşmış görünse de tam isabet alanı değildi. Hedef, sürdürülebilirlikti.
Aradan uzun zaman geçmiş proje kitaplarını: ‘değiştirin’ çağrısı gelmemişti. Anket neticesiyle işletme sahibinin söyledikleri ümitlenmeme neden olmuş, daha kısa bir vakitte: ‘kitapları değiştiririm’ sanmıştım; yanılmışım. Bazı önemli konularda ‘sanmak’ duygusunun olmaması gerektiğini bu süre zarfında öğrenmiş vefa kitaplığı nokta yerinden daha fazla heyecan taşıyordum. Bu heyecanımın bir değişiğini ‘kitap lirası projesi’ uygulamasında yaşamıştım. 11 Mart 2014 tarihinde başlayan minik projede ilkokul öğrencileri, sabah okula gelirken ailelerinden harçlık alıyor, okulda ihtiyacı olanı harcıyor, geriye kalan kuruş ve liraları eve dönüş sırasında ilkin kitabevine uğrayıp kumbaraya bırakıyorlardı. Seçtikleri kitabın parası kumbarada birikene denk gelmiyorsa bir arkadaşıyla beraber ortaklaşa alması sağlanıyordu. Kitap lirasına birlikte başlayan öğrenciler hem tasarrufu hem de paylaşmayı ön plana alarak kitabı edinecekleri günü sabırla beklemesini bilmişler ve bir ay sonra dört çocuk iki kitap sahibi olmuştu.
Her şeye rağmen: “bugün gelir, yarın gelir, telefon açılırsa ne olur ne olmaz, hazır olsun” diye muhtelif kitapları itinayla hazırlayıp işletme sahibinin içerik talebini unutmadan tarih kitaplarına öncelik vermiştim. Çünkü projenin ana değeri insandı ve kesinlikle devam etmeliydi. Başlangıçta verilen ilk elli kitap geri alınarak yerine değişik türden ellisekiz kitap verilmişti. Bu kez kitapların değişimi ikinci defa yapılmış olacaktı. Döngü, okunan kitapları al, aldığını yenileriyle değiştir yolu üzerine devam edip ilerleyecekti. Ani gelişen olumlu ya da olumsuz durumlar için akla gelen ilk çözüm güvenli iletişim olmalıydı.
Beklediğim “kitapları değiştirin” cevabı gelmemişken üstüne üstlük birde Kasım 2019 tarihinde Çin’in Hubei bölgesinin başkenti Vuhan’da (Wuhan) bir virüs salgını ortaya çıkmış Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde bu salgının ilk vakası Fransa’dan geldiği belirtilen bir yolcu vasıtasıyla Trabzon ilinde görülmüş, giderek artmaya başlamıştı. Covid-19 adını bazı yetişkin insanlar ilk duydukları zaman çocukluk anılarına geri dönerek: “suçiçeği gibi salgın demek ki! Nasıl olsa bizim aşımız var, dur hele Covid’i de öğreniriz!” diye düşünmüşlerdi.
Virüsün etkisi piyasaları bir labirentin içine alıp mengeneyle kıstırmış kısır döngüde çevirmeye başlamıştı. Dünya borsalarında 9 Mart 2020 tarihini Kara Pazartesi, 12 Mart 2020 tarihini Kara Perşembe ve 16 Mart gününü ikinci Kara Pazartesi’ye çeviren borsa çöküşlerinden sonra ülkemizde de 2020 yılının Mart ayında salgının varlığı kabul edilmişti. Bu varlığın kabulü insanlara taşıyamayacağı ağır yükler bırakmıştı. Her gün ekranların karşısında hayatını kaybeden insanların sayısını, bir önceki güne oranla artışını veya azalmasını takip ediyor, git gide artış gösterdiğini dehşetle izliyorduk. Bunlar yaşanırken kimileri işini-mesleğini, kimileri de en sevdiklerini kaybetmiş birçok hayatı mahveden virüse ait tüm zamanların içinden geçmiştik. Akabinde, maske takma, insanlarla el sıkışmama, kucaklaşmama, toplu şekilde kalabalık oluşturmama, sosyal mesafe alanını koruma, elleri dezenfekte etme, hafta içi belirli saatlere kadar çalışma, hafta sonu sokağa çıkma yasakları adı altında kapsamlı bir dizi önlemler alınmaya başlanmıştı. Birde sokağa çıkıp bir kurum veya kuruluşa giden her vatandaşa kimlik numarası eşdeğerinde olan ‘hayat eve sığar’ ibaresinin kısaltılmış hali HES kod numarasını kullanması zorunlu hale getirilmişti.
Covid, corona virüs, küresel salgın, pandemi yahut plandemi ismine ne denirse densin toplum insanların, sosyalleşme, gelecek kaygısı, psikoloji, iletişim, çalışma düzeni, eğitim vesaire hayata bakış alışkanlıklarını topyekûn değiştirmişti…
Kritik durumun ilk sırasında sağlığımız, ikincisinde ekonomi bulunuyordu. Kötü günler için hâlihazırda nakdi olmayan küçük ölçekli kobiler, belirsizliği haddinden fazla seven büyük bir riskin baskısı altındaydı. İşletmesinde tek başına çalışan birçok insan hem işini hem işletmesini kaybetmişti; kimi şirketlerin tasfiyesine, tasfiye etmeyenlerin işçi sayısını azaltmaya değin varan, telafisi olan ve olmayan durumlara neden olmuştu. Koronadan evvel yaşanan krizler de cabasıyken bu zorlu süreçte daha önceleri kullanılmış bireysel, ticari, tüketici kredileri maddi ve manevi anlamda külfet oluşturmaya başlamıştı. Yanı sıra meblağı yüksek, hacimli kredi kartları da vardı. Borcu olan insanların kimileri borçlarını yapılandırmışsa da bir an önce alacağını tahsil etme hedefinde olan bazı bankalar yapılandırma seçeneğini sunmadan haciz işlemlerini yasal süresinde başlatmış nihayetinde birçok işletme, kobi, şirket iflas etmişti.
Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi verilerine göre 2020 yılının Ocak ayına ait anonim, kollektif, limited, kooperatif türlerinde kapanan şirket sayısı 2292 iken bunun 1668 şirketi limited idi. Aynı senede kollektif ve komandit şirketler haricinde kurulan şirket sayısı 10.591 iken 9087 si limited görünmekteydi. İstatistiğe bakıldığında kuruluşun esas adı limited olmalıydın diyordu fakat Sahafzade Kitabevi şirket statüsünü kapsamıyor, gerçek şahıs ticari işletmesiydi.
Ticari işletme sahipliğimi kimi özel bankalar kadın girişimci olarak benimsiyor peşinden bir numara, bağlı bulunduğum oda da esnaf ticaret sicilde yine bir numara, kosgeb de karşılığım kobi iken ön planda tutulan işletmem ve kimlik numaramdı. İşyeri dükkân sahibince kiracı biriyim burada numara yok, otuz gün var, vergi dairesince mükellefim akabinde vergi numarası, sektörümde de kitapçı kadındım; il genelinde elli üç kitap-kırtasiye dükkânı varken herhalde elli dördüncü sırada olan bendim. Adım Fatma. İsmimi rahmetli dedem Mehmet Bey vermiş. Onun kızından kalan yadigâr bir isim, öncesinde de dedem Mehmet Bey’in kız kardeşinin adı, daha evveli de babaannesinin ismi; sülalemizde öteden beri süre gelen sürek isimlerden biri. FATMA. Adımla olan ilişkimi özel yapan deruni bir başka konu daha vardı, yazması uzun uzadıya süreceğinden ‘bir kapı hikâyesi’ dâhilinde devam edecektir.
Ticari faaliyet kodum kitap perakende ticaretiydi. Kitap metası hariç bakkal, manav, tuhafiye ve buna benzer diğerlerin işleviyle kısmi olarak aynıydı. Beni farklı yapan hiçbir şey yoktu. Zaten farklı da değildim. Bir ürünü alıp satan kişiydim. Ticari hayatın ilk aylarında, yaşadığım şehirdeki kosgeb eski adresindeyken oraya gitmiş yararlanabileceğim bir imkân var mı diye öğrenmek istemiştim. Aldığım cevap: ‘kitabevleri bir şey üretmiyor’ olmuştu. Peşi sıra kriterler sağlandığında, onların liste başlığını içine alan fuarlarda stant açtığımda harcadığım tutarın yüzde kırk oranını ödeme destekleri olduğunu o yılın şartlarında belirtmişlerdi. Evet haklılardı. Onlara göre ben bir şey üretmiyor, bir kitabı satın alarak rafa koyuyor, alıcısı geldiğinde oradan alıp satıyordum. Ne bülten basmıştım ne proje üretmiştim ne de kitap tanıtım etkinlikleri yapmıştım. Sanki bunların hepsi hayali yaşanıyor, değer üretmiyor sadece al-sat ticareti yapıyordum. Kadınların toplum içindeki rollerinden Teknoloji, Tarım, Toplum ve Ticareti kapsayan 4T kollarından beni yansıtan Toplum-Ticaret kısımları oluyordu.
Layığınca iş yapmak, yapılanı meydana getirmek, getirilen değerin görünmesini sağlayıp katkısıyla beslenmek bu sayede oksijenini soluduğum şehre faydalı bir fert olma yolunda gerçek kişi işletmesinde ticari manada ekmeğimi kazanmaya çaba sarf etmiştim. Kısacası rızık çalışmaktan geçiyordu…
Başkan Tavlı Araç Filosuna Yenilerini Ekledi!
1
2025-2026 Eğitim Öğretim Yılı Kantin Fiyatları Açıklandı
1673 kez okundu
2
Deneyap Teknoloji Atölyeleri İçin Başvurular Başladı.
1255 kez okundu
3
DEPREM BÖLGESİNE OYUNCAK KÖPRÜSÜ
953 kez okundu
4
Hacettepe Üniversitesi ve OBB iş Birliğiyle Yürütülen (REMEDY) Projesi Başladı.
951 kez okundu
5
Anafarta İlkokulu Öğrencisi Resim Yarışması Türkiye Birincisi
876 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.