DOLAR

45,4098$% 0.24

EURO

53,5661% 0.56

GRAM ALTIN

6.874,79%0,87

a

VEFA KİTAPLIK PROJESİ (VII) /Fatma CİVELEKOĞLU GEÇER

VEFA KİTAPLIK PROJESİ (VII)

Akıllı insanlardan en takdire layık olanı o kişidir ki, bir belaya uğradığı zaman başkalarına danışıp derdini paylaşarak bu dertten kurtulma çareleri arar (I).

… Okuma eyleminin sürekliliğine önem veren Gülizar Hanım, devamını merak ettiği seri kitapları tercih ederek rafta arıyor, bulamadığında ise diğerlerinin arka kapak tanıtım yazılarını okuyordu. O esnada ben de, masada dağınık haldeki Vefa’ya ait kâğıtları birleyerek üzerine elimi koymuştum. Bu kâğıtların vefası da, cefası da bana aitti. Tüm emeklerim şimdi, iki avcumun arasındayken, gelişim yönünün hangi tarafına gidersem gideyim o tarafa Vefa’nın ilerleyip ilerlemeyeceğini bilmek, belirsiz görünüyordu.

Ellerim Vefa’nın üzerinde… Oğuz’a dergi görünümlü, kolaylıkla okunabilen bazı çocuk bilim kitaplarından bahsederek, bilimin hava durumu, matematiği, buluşları, hastalığı derken; aradan çook uzun zaman geçmiş olmasına rağmen, cümlelerimi çağrışım yapan konularla birbiri ardınca bağlaya bağlaya, dönüp dolaşıp o hastalığa ve çocuğa elbette ki Pasteur’ün kapısına tekrar gelmiştim. Böylelikle Oğuz, Kendine İnanmanın Önemi kitabından bahsetmeye başlamıştı. Sayfalarında ilerledikçe ‘neden’ liğe giden hangi durum karşısında soru sorduğunu anlattı. Anlatırken, arada bir masaya çarpan, ayakkabısının sesini duyuyordum. Heyecanlıydı; heyecan varsa etki de vardı. Küçücük yaşın merakıyla, işe yarayan kuduz aşısının ilk deneyimi hakkında: “Sonucu belli değildi. Çocuk ölebilirdi. Annesi neden izin verdi?” sorusunu sormuştu. Ufak-tefek görüntüsüne nazaran hep hareket halinde olan beyni, kitaptan edindiği yepyeni bilgileri işlemiş, ilk kez öğrendiği konularla ilgili sorular, aradan hayli vakit geçmiş olmasına rağmen üst üste birikerek tazeliğini korumuştu.

“Sonucu belli değil” dediğinde aslında olasılık dünyasının kapısını aralamıştı; bu kapı aralığı hem gelişime açıktı, hem de gelişimi durdurabilir; çoğunlukla da belirsizlik hâkim olurdu. Neyse ki kuduz aşısı son denemede işe yaramıştı.

Eğer bir çocuğun zihninde, anlamadığı, yorumlayamadığı, ilk kez şahit olduğu olaylara, eşdeğerinde olan ikinci bir şeyi anında aklında karşı karşıya getirmezse, ayrıca Oğuz’un mukayese yeteneği henüz aktif hale gelmediğinden soruları fazlalaşır, yanısıra, o ikinci şeyi bulana değin beyni daima hareketli, hazır beklerdi. Orantılı kıyas edip dengeyi bulmak, akıl terazisi kefelerinin yanyana gelerek eşit olmasıyla mümkündü. Çocuğun akıl süzgecinden bir olayı geçirme yetisi, aynı belirtileri gösteren ikinci bir olayı öğrenene değin, o olayın tek ‘hakikat’ yargısı olduğunu kabul edecek bu durumda da zihni kimbilir nerelere savrulacaktı. Bilinmezlikler ve belirsizlikler hayatın her alanında varken yetişkin insanlar bile ehemmiyetsiz vukuatlarda zorlanıyordu.

Oğuz’un yaş grubu seviyesine inerek: “O asırda başka çare kalmamıştı. Ya aşı olup deneyerek ölecekti ya da aşıyı denemeden kudurarak ölecekti. Denenmemiş bile olsa, aşının işe yarama olasılığı ‘bir kurtuluş var’ anlamındaydı” diye sorusunu yanıtladım. Bu cevabım, ona tavsiye edeceğim bir başka kitaba yönlenmeme neden olurken, kitabı da Oğuz’un incelemesine fırsat vermişti. İkimiz konuşurken annesi, beğendiği kitabı eline almış yanımıza geliyordu.

Gülizar Hanım elindeki kitabın arka kapak tanıtım yazısını okur halde adımlarını atıyor; önü sıra zeminden başlayan, bir masa boyunca yukarı yükselen, kitap yığınlarının üzerindeki belirteç yazısının (bağış kitaplar) kenarına yaslanmış çuvala da bakmıştı. Üç cephesi kitaplarla donanmış kitabevinin içinde, beyaz rengiyle çuval ve çuvalın boyu dikkat çekiyordu. Etrafı ÖSS-ÖYS, OKS-LGS, TYT-YGS, KPSS, DGS, YDS, ÜDS kitaplarıyla tamamen çevrili, ondan başka çuval da kitabevinde bulunmuyordu. “Acaba içinde ne var” bakışının eşlik ettiği şaşkın haliyle: “içinde kitap mı var Fatma Hanım?” diye sormuştu. “Hayır. Ajanda, fotoğraflar, günlükler, mektuplar var” demiştim ki, birden ilgisi o tarafa yönelmişti. Elindeki kitabı masaya bırakıp çuvalın yanına tekrar yürüdü. Rükûa da gibi, beli bükülmüş çuvalın içindekilere önce bir göz gezdirdi. Sonra eline aldığı ajandanın kapağını açtı; oldukça tozlu ve rutubet kokuyor; sanırım Gülizar Hanım’ın alerjisi vardı. Peş peşe üç kere hapşırmıştı.

O hapşırıp pıskırınca ayağa kalktım. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları rafına yürüdüm. Oğuz masada tek başına kalmıştı. Otururken canı sıkılmasın diye, ona, içindekiler bölümünde ‘İmkânsız Olasılıklar’ başlığı olan ‘Hızlı Öğrenelim’ kitaplarını raftan alarak, ön tarafına gelecek şekilde masanın üstüne bıraktım.

Kitabı bırakınca Gülizar Hanım’ın yanına giderek, çuvalın içini birlikte karıştırmaya başladık. Fakat ilk kez ben, o an görecekmişim heyecanıyla ona eşlik ediyordum. Hâlbuki daha önce bu anı tek başıma yaşamıştım. Hatta zerre-i miskal tozlarını neredeyse üzerlerinden üfleyip temizlemeden, öylece olduğu yerde bırakmış, öylecene kalsın istemiştim. Yolculuk yapıp kitabevimize nasıl geldiyse o halinde kalsın diye düşünmüştüm ki en sevdiğim his de işte bu histi. O çuvalın içinde ne olduğunu bilsem, gidip gelip sayfalarını karıştırsam, incelesem, dokunsam, yeniden ve yeniden, sürekli, hep yeniymiş ancak eskilerde kalan yenilikte ilk anı korumuş hissini yaşamak; bu his bir vakitler Sahafzade Kitabevi’nin görünmeyen sırrıydı. Hem Gülizar Hanım’ın hayret etmiş, hayret ettiği kadar gizem çözmeye hevesli yüz ifadesine iştirak ederek, onu yalnız bırakamazdım; beraberce, bir çuvala sığdırılmış saflığın anılarına bir kez daha ve bu kez iki kişilik misafir olmalıydım. O anılar ki, safi, arı, duru, halis-muhlis, tertemiz, pampaktı. Onlara bakmayı, okumayı, buğulanmış fotoğrafları görmeyi kim istemezdi ki? Vakfıkebir’den gelen anılar çuvalı ilkin bana, bize, Sahafzade’ye emanet edilmişti…

KAYNAKÇA:

I. BEYDEBA (2015) Kelile ve Dimne, Yayına Hazırlayan: Aydın Güzel, İstanbul: Anonim Yayıncılık, Sayfa: 127

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Ünye Radyo Yayıncıları ve İletişim Derneği Başkanı Hakan Korkmaz;” Radyo, Sesin Büyüsünü Kalplere Ulaştırır”

HIZLI YORUM YAP

Araç çubuğuna atla