44,6337$% 0.27
51,6013€% -0.2
6.703,01%0,27
O yıllarda küçük bir kız çocuğuydum. Altıncı sınıfa gidiyordum. Gazipaşa İlköğretim Okulu’nun, son ders bitiş zili çaldığında koşar adım annemin dükkânına gidip ona yardım ederdim. Bugünler Ramazan ayı olduğu için iftar açmaya neredeyse bir saat kalmıştı; top sesinin duyulmasına, halk arasında söylendiği gibi: “geri sayım” başlamıştı. Saatler ne vakit bu anı gösterdiğinde annemle beraber işyerini kapatıp alışveriş yapar, oradan da evimize, iftar sofrası hazır etmeye giderdik. Yine o zaman dilimi gelmiş ve küçücük dükkânımızı kapatmıştık.
Okul çantam sırtımdaydı, bir elim de annemin elini tutuyordu. Önce işyerimize yakın olan manava uğrayıp domates, maydanoz, patates ve limon aldık. Hafif olan poşetlerden birini annem benim elime de vermiş karşı kaldırıma yürümüştük. Uzun süreden beri mahalle halkına hizmet veren bakkaldan bakliyatları aldık; alınacak eksik-gedik listesinde sıra da ekmek vardı.
Çok uzak olmasa bile kısa yürüme yolu gerektiren fırın bu mahalleden görünmezdi. Tam karşısında heybetli bir camii vardı. Şerefesini her gördüğümde kendimi fırına varmış gibi hisseder; “gözlerim minareyi görecek, birazdan görünecek, iki metre sonra, az kaldı, şu köşeyi de döndüm mü tamam” düşünceleriyle, işte gelmiştik. İçeri girdik. Her yeri mis gibi ekmek kokusu sarmıştı. Karnım aç ya, biraz da ondandı bu kokuları algılamam. Oruç tutan çocuklar acaba aynı kokuları alıyorlar mıydı? Aklımda bu soru, bir elimde poşet, gözlerimle de fırının içinde sırada bekleyen insanları saymaya başlamıştım.
İftar saati yaklaştıkça her yer kalabalık olurdu. Bir kişi, iki kişi, onun ardında kız çocuğu ve yanında da annesi vardı. Tıpkı benimle annem gibiydi. Anneli kızlı. Biz de en sondaydık. Yeni gelen kişiler olduğunda ardımızda kalıyordu. Ekmek kuyruğunda sıra bekleyen iki küçük kız vardı, onlardan biri bendim. Aynı mevsimin, aynı gününde, aynı saatin içinde olduğum yaşıtım olan kıza yüzümü dönerek bakmaya başlamıştım. Üzerinde koruyucu giysisi yoktu. Kıyafetleri de çok ince görünüyordu. Saçları taranmamış bünyesi zayıf, yüzü de solgundu. Ona bakarken karşımda sanki kırılacaktı. Kızın annesinin sırası gelince fırıncıdan ekmek istedi. Fırıncı vermek istemedi. Ekmek fiyatının on lira olduğunu söyleyip: “veresiyemiz yok” dedi. Kadının yüzü çekingen, mahcup bir hal almıştı. Üzgün ve çaresi yokmuş gibi baktı: “yarın parayı” getireceğini söyledi. Fırıncı: “Dün de aynı şeyleri söylemiştin sen, önce parayı getir” diye homur homur etti. Bunları söylerken kadının yüzüne bakmamıştı. Elleri tezgâhın üzerinde hareket halinde, sırası gelene her an istediği ekmek çeşidini verecek gibiydi.
Fırıncı kadının yüzüne bakmamıştı fakat ben annemin gözlerine baka kalmıştım. Bir şey olmuştu gözlerime, sulanmıştı. Oysa beni kimse azarlamamış bana kimse kızmamıştı.
Dışarıda evlerine hızla yetişmeye çalışan araçların ve kaldırımda yürüyen insan seslerinin yoğunluğu duyulurken fırının içi sus pus olmuştu. Olan durumun annem de farkındaydı. Gözlerime baktığında beni anladı. Konuşmama gerek yoktu, gözlerimin dilini en iyi bilendi. Anneler zaten hep bilirdi.
Yüzünü fırıncıya dönerek: “yazık değil mi bu Ramazan ayında lütfen ekmekleri verin ücretini ben ödeyeceğim!” dedi. Sırf parası olmadığı için hor görülmesi, azarlanması annemi de kızdırmıştı, anlamıştım ben. Bu gibi durumlarda nefes alışverişleri değişir, yüzüne hemencecik savunma perdesi çekilirdi. O perde ise vicdan elini görünmez yapardı. Fırıncı annemin parayı vereceğine kanaat getirince altı ekmeği hızlıca poşete koyup kadına doğru uzattı. Kadın, uzatılan ekmeklere elini uzatıp buruk bir sevinçle aldı. Sevinmiştim. Gözlerim yine sulanmıştı. Sevincimi yaşıtım olan kızla paylaşmak istedim. Ona doğru baktım. O bana bakmıyordu.
Ekmeği eline alan kadın minnet ve şükür dolu sözleriyle annemin eline sarılacak gibi oldu. Annem de kadına karşı mahcup oldu; incitmeden usulca elini çekti: “Helali hoş olsun” dedi. Sonra da bilindik bir şefkatle: “ben buradayım” edasıyla, birbirlerini de daima tanıyorlarmışçasına kadının koluna dokundu. İçten içe de zannedersem: “Rabbim seni ve kızını korusun” diyordu. Bakışlarını, kadının gözleriyle buluşturdu. Anne olan, iki anne kadın göz göze geldi. Bir nevi birbirlerine veda etmişlerdi. Hemen ardından hızlıca kızıyla birlikte fırından çıkıp gözden kaybolmuşlardı. Peşi sıra bizde, daha fazla oyalanmadan oradan ayrılıp süratle ev yoluna yürümüştük.
CHP, İmamoğlu’nun Mesajını Tüm Türkiye’de Okudu!
1
Sokak Hayvanları Uyutulmalı Mı, Uyutulmamalı Mı?
1443 kez okundu
2
Karadeniz Bölgesinin Geleneksel Halk Oyunu “HORON” Çambaşı Yaylasında Hayat Bulacak
1388 kez okundu
3
Ünye’ye ikinci TOKİ Nereye Yapılacak ?
1235 kez okundu
4
2025-2026 Eğitim Öğretim Yılı Kantin Fiyatları Açıklandı
1135 kez okundu
5
ORDU’DA SEÇİM
1130 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.