DOLAR

45,7392$% 0.33

EURO

53,0889% -0.22

GRAM ALTIN

%

a

Bir Kadından Mektup / Fatma CİVELEKOĞLU GEÇER

Bir Kadından Mektup

Önceden Adı Kardeş, Sonra Çocuk; Yolunu-Yöntemini Bilmediğinde Koca, Artarsa da Bana:  ‘Anne Olan Sevgili’

Elli sene oldu: “bu da benimdir” demedim. Kim önüme ne koyduysa onu yaşadım; yemek ne ise onu yedim. Acıysa acı, tatlıysa tatlı… Varsa yedim yoksa aç kaldım.

Senelerden 2000’li yıllar, milenyum çağı…

Hani diyorlar ya: ‘aklın yok mu senin, kendine öz saygın…’ Evet… İşte bu ikisinden fazlaca var bende. İtiraz etmek evli değilken daha kolaydı; itiraz ettiğin konudaki hassasiyet gözetilmese de en azından konuşma hakkın vardı. Sonra bir telaşlı evlilik oluyor, iyi ya da kötü, sonuçta evlilik. Konuşuyorsun fakat dinleyen yok… Sanki duvarla konuşuyorsun; eşin ağır abiliğe oynuyor ancak olması gereken durumlarda meydan da yok, o derece ağır abilik! Çocuk da olunca haliyle, ite-kaka gidiyorsun, gitmiyor da gidiyor bir şekilde…

İnsan evlenmeden; anyayı Konya’yı bilemiyor olsa da evlenmeden önce ben çocuk büyütmesini öğrenmiştim; bunun bir dezavantaj olduğunu yirmi beş yıllık evliliğim sürecinde anladım. Yüzümde kocaman bir gülücükle; ‘hayat bu her şey olabilir’ deyip normalmiş gibi çalışırken buldum kendimi. Anormal olduğunu söyleyen, beni ikaz eden olmadı. Aileyi ayakta tutan kemik kadro da erkeğin de vazife var diye söyleyenim olmadı: ‘o kocanın görevi’ demedi kimse… Hayat müşterek dediler… Amenna. Çalıştım çabaladım, didindim durdum… Burada da kadın olmayı bıraktım zaten.

Hatta sen yaparsın sen başarırsın, bu işin altından kalkarsın… Benzeri sözler söylediler. Kız çocuklarını: ‘ağaç yaş iken eğilir’ deyip çocukluğunu yaşamadan işe güce boğdular. Ne oldu? Benim gibi elli yaşına gelince sağ yanını kullanamaz olur, sağlığı bozulur ve bir bakar ki çil yavrusu gibi etrafındaki herkes bir yerlere saklanmış, kimse yok. Hani ağaç yaş iken eğiliyordu? Eğilen sadece ben miydim?

Beni eğenler şimdiler de yanım da yok, haber almazlar, telefon açmazlar, o derecede hepsi. Küçük yaşta öğrendiklerimin hiçbir artısını görmemişken aleyhimde de kullanıldığı oldu. Sizin köyde inek yok mu? Tarla yok mu? Senin şu akraban da böyle böyle… Şu şöyle… Ağzı olan konuştu. Hem itham hem de yargılayıcı. Elbette köyümde inek var, tarla da. Fakat benim atam, konar-göçer idi. Tarla yapacak yere de fındık ocağı dikmiş. Ayrıca inek, dana bakmıyorduk. Babam Keşap ilçesine gider, torba işi süzme ve yoğurt ürünlerinden fazlaca alırdı; buna rağmen inek sağmasını da öğrendim. Odun da taşıyorum, fındıkta topluyor, harman serip harman kaldırıyorum… İnek kemresi de taşıdım, tarla da bel de yaptım.

Anlatmak istediğim; birden el kızı oluyorsun ve bunu hissettirmek için; ailedeki tüm kadınlar birleşip mobbing uygulamanın yolunu buluyor.. Bunun için de tanımadığınız bir kadına, kendi söyleyeceklerini söyletiyorlar, kısacası adına tehdit diyorlar… Hani iş yaptıracaklar ya… Kışa hazırlık için odun taşınacak, evde yaşlı veya hasta varsa bakılacak… Ben bunları çocukken öğrendim. Dedim ya telaşlı bir evlilik… Gören boyu var, posu var… Posumdan hemen sonra öğrenmişler babamın hapse girdiğini, ailemin yaşadığı dramı, hatta ocak başı dediğimiz kayın validem bir keresinde: ‘anan, babanın kaçıncı eşi’ diye sormuş sonra da hiç sormamış gibi davranmıştı. Yıllarca buna benzer düşünce yapılarının içinde kaldım. Söylediler söylememiş oldular; yaptılar, yapmamış gibi davrandılar…

Bir kez bile kocamın tarafı hangi kitapları okudun diye sormadı? Ücretsiz Edebiyat Bültenini yayımlarken Ocak başı dediğim bir akşam: ‘Paranızı çar çur etmeyin, biriktirin’ demişti. Yetmedi ocak başının da ocak başısı: ‘Sen hala dükkânı kapatıp işi sona erdirmedin mi’ diye sorguya çekmişliği bile var.

Hiç kimse benim kendimi yeniden inşa etmem ile ilgilenmedi, kendim hariç. Geç oldu olmasına da öğrendim ki; anasının olmadığı yerde eşim benden analık beklermiş, sürekli onu affetmemi istermiş… Kan bağım olanlar benden daima hep verici, elimdekini avcumdakini veren, sürekli uysal ve tamam diyen olmamı beklerlermiş.

İyi, güzel, tamam da… Daha kaç sene kadın olan duygularım örselenecek ki benim? Ne vakit yapılan çirkin davranışlardan yakamı silkelemekten vazgeçeceğim ben? Anne olarak doğmadım, önce kız çocuğu idim. Onu alıp ne diye küçücük yaşta kadın yaptınız ki? Kimin ne hakkı vardı buna? Ben ne zaman kendim olacağım.

Gençlik benim sadece yüzüme vurdu kalbime değil…

Küçük bir kız çocuğuyken öğrendiklerim şu an hiçbir işime yaramıyor, evdeyim, hastayım şimdi, kara kara düşünüyorum…

Kim bilir benim gibi olan kadınımız, kadınlarımız ne çok! Rahmetli anneannem derdi: ‘Bir yerinden baş çıkmayanın gözünden de yaş çıkmaz’ diye. Etrafımdaki çoğu kadının başı da var yaşı da, buna rağmen çok insafsızlar ve en kötüsü de başkasının hayatına engel olmaya hakları yokken, haklarıymış gibi görüyorlar.

Kısacası elli yıl içinde öğrendiklerim, etrafımdaki insanlara karşı çok aciz kalıyor… Kötü insanlığın karşısında duramaz oldum ve sağ yanım çöktü.

Oysa kötülüğün kapısı bana da daima germe germeye açıktı; inanın oradan bana bakıyor, en cazibeli hali ile… Bugüne değin kullanmadım, o kapıya hiç tenezzül etmedim, bilerek ve isteyerek.

Çünkü biliyorum ki o kapıdan daha üstün kapılar var. Makamı bab-ı ali olan… Bal gibi, cennet olan.. Dedemin anasının makamı gibi mesela onun kızı Fatma gibi.. Sarıalioğlu Emine büyükannemin ve onun; ne çocuk, ne kadın, ne de anne olacak kadar yaşamayan kızı Fatma’nın: “cennet anaların ayakları altındadır” diyen Resul-ü Ekrem’in yüzü suyu hürmetine, ahirette olsun-kutlu olsun.

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Başkan Tavlı Anneler Gününü Kutladı

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

Araç çubuğuna atla