DOLAR

47,3706$% 0.05

EURO

54,0688% 0.35

GRAM ALTIN

6.228,18%0,97

a

BASINDA BASILANLAR / Devlet Politikalarında Maksimizasyon / Alparslan TÜRKOĞLU

DEVLET POLİTİKALARINDA MAKSİMİZASYON
Siyasette kazanımları maksimize etme, yani elde edilenlerle yetinmeme eğilimi çok risklidir. Çok güçlü değilseniz hedeflediğinizin tam tersi bir tabloyla karşılaşabilirsiniz. Büyük ihtimalle evdeki bulguru da kaybedersiniz. Zira sizin için maksimum olan, karşı taraf için minimumdur. Hiçbir devlet kolay kolay minimuma razı olmaz. Bunun yerine etap etap, sindire sindire ilerlemenin yani siyaset ve stratejileri, zamana yayarak uygulamanın daha güvenli ve faydalı olduğunu düşünüyorum.
İran Amerika’yla ülkeyi idare edenlerin rüyalarında bile göremeyeceği kadar iyi bir anlaşma imzaladı. Neredeyse İran’ın bütün sorunlarını çözen ve rejimin ömrünü uzatan bir anlaşma. Savaş çıkmadan önce yapılan görüşmelerde daha fazla taviz vermeye hazırdılar. Beklentileri, bugün elde ettikleri kazanımların yanında hiç kalır. Ama Tahran daha fazlanın, Hürmüz’den geçen gemilerden astronomik ücretler almanın peşinde.
‘’Bundan daha normal ne var? Kozlar elinde. Fırsatı yakalamış. Sonuna kadar kullanacak, kullanmalı’’ diyebilirsiniz. Ama ‘’faydayı maksimize etmek’’ olarak tarif edilen bu yaklaşım genelde başarıyla değil, elde edilen kazanımların da kaybedilmesiyle sonuçlanıyor.
Meramımızı son yıllarda yakın çevremizde yaşanan örneklerle anlatalım. Esad devrildikten hemen sonra Şam hükümetiyle SDG anlaşma imzaladılar. Buna göre valilere çok geniş yetkiler tanınacaktı. SDG’nin kontrol ettiği üç eyaletin valisi SDG’li olacaktı. Petrol ve gaz gelirlerinin, sınır kapılarından alınan vergilerin ve daha birçok gelirin %30’u üç eyalete direk transfer edilecekti. SDG güçleri Şam’a bağlanacak ama sadece bahse konu üç eyalette asker, jandarma, polis ve zabıta olarak görev yapacaklardı. Bunlar gibi birçok imtiyaz elde etmişti SDG. Ama daha fazlasını alırız diye anlaşmanın kritik maddelerini uygulamadılar.
Bunun üzerine Şam SDG’nin elindeki, Haseke eyaleti dışındaki il, ilçe ve mahallelerin tamamını aldı. Haseke’de anlaşmayla orduya teslim edildi. Yeni anlaşmada gelir tahsisi yok. Valiliklerin yetkileri arttırılmadı. Sadece bir kentin valisi SDG’li. SDG’ye bağlı güçler orduya katıldılar. Bir kısmı Haseke’de görevlendirilirken geri kalanlar diğer vilayetlere dağıtıldı. SDG gücünü abartmasa ve ABD’nin garantör olduğu ilk anlaşmayı uygulasaydı bugün daha etkili olacaktı.
2017’de yapılan referandumdan önce Bölgesel Yönetim, bugünkü yüzölçümünün iki katından daha fazlasına sahipti. Petrol ve gaz açısından zengin olan Musul ve Kerkük, Barzani’nin elindeydi. Barzani Bölgesel Yönetime ait toprakların her karışını kontrol edebiliyordu. İhraç ettiği petrol ve gazın bedellerini tahsil ediyor, Bağdat’a ödemesi gereken payı göndermiyordu. Sınır kapıları, hava alanları hep Barzani’nin kontrolündeydi. Irak ordusunun Erbil’in izni olmadan Bölgesel Yönetime ait bölgeye girmesi yasaktı. Hava kuvvetleri de benzer sınırlamalara tabiydi. Bağdat’ın Bölgesel Yönetim üzerindeki otoritesi yok denecek kadar azdı.
Fiilen bağımsız gibi olan Barzani, bununla yetinmedi. Resmen bağımsız olmak için Türkiye, ABD, İran ve Irak’ın sert tepki göstermelerine rağmen referandum düzenledi. %93’ü aşan evet oyuyla bağımsızlık ilan edildi. Bunun üzerine bahse konu ülkeler Bölgesel Yönetimi karadan ve havadan ablukaya aldılar. Irak ordusu operasyon başlattı. Fırsat gözleyen Talabani’de, Barzani’nin tahakkümünden kurtarılacağı sözünü alarak, orduya destek verdi.
Operasyonun sonucunda Bölgesel Yönetim kontrol ettiği toprakların %55’ini ve petrol ve gazın %75’ini kaybetti. Barzani Bölgesel Yönetime ait dört kentten yani elde kalan %45’ten ikisini kontrol ediyor. (Dohuk ve Erbil) Diğer ikisi (Süleymaniye ve Halepçe) Talabani’nin hakimiyetinde. Bölgesel Yönetimin ihraç ettiği petrol ve gazın gelirleri Bağdat’a geliyor. Bağdat Bölgesel Yönetime transfer yapmıyor. Ülkenin geri kalanında uygulanan rejim aşağı yukarı aynen uygulanıyor. Mesela memur ve peşmerge maaşlarını Bağdat ödüyor. Kuzey Irak’taki sınırları, kapıları ve hava limanlarını asker ve peşmerge birlikte kontrol ediyor.
Barzani’nin maksimizasyon saplantısı ve gücünün sınırını hesaplayamamasının bedeli ağır oldu. KDP sürekli mevzi kaybediyor. Bugünlerde Barzani ve Talabani’ye peşmerge güçlerini birleştirme baskısı yapılıyor. Bu gerçekleştikten sonra peşmerge Irak ordusuna bağlanacak. Barzani direniyor ama ilanihaye direnemez. Zira kasa Bağdat’ta. Bağdat maaş ödemelerini durdurduğunda Barzani en çok üç beş ay dayanabilir.
Barzani elindekileri muhafaza etmeye odaklansaydı, Kuzey Irak bugün çok daha zengin olurdu. Mali ve askeri bağımsızlık devam ederdi. Bağdat’ın, Erbil üzerinde, bugünkü gibi baskı kurabileceği enstrümanlar olmayacağından Bölgesel Yönetim, her geçen gün daha bağımsız hareket edebilecekti.
Ermenistan Dağlık Karabağ’ın tamamını ve Azerbaycan’ın %20’sini işgal ettiğinde, Bakü işgal edilen toprakların geri verilmesi karşılığında Dağlık Karabağ’a geniş haklar içeren otonomi vermeye hazırdı. ABD, AB, Rusya ve İran Erivan’ın arkasındaydı. Bunun rahatlığı içinde otonomiye razı olmadılar, yağmaladıkları Azerbaycan topraklarından çekilmek istemediler. Hedefleri Karabağ’ın yanında Azerbaycan’ın %20’sinin de Ermenistan’a ait olması, yani maksimizasyondu. Hikayenin sonunu biliyorsunuz.
ABD ve AB’nin tam destek vermesinden, orduyu modernize etmesinden ve büyük fonlar transfer etmesinden beslenen Şakaşvili, üç özerk bölgeye, Abhazya, Osetya ve Acara’ya, askeri operasyon başlattı. Özerk Yönetimlerin direnemeyeceğini gören Moskova, Kızıl Orduyu sahaya sürünce Osetya ve Abhazya Gürcistan’dan koptu. Bağımsızlıklarını ilan eden bu ülkeler fiilen Rusya’ya bağlılar. Şakaşvili sorunu ekonomik entegrasyonu önceleyerek ve zamana yayarak çözmeye yönelseydi tablo bugünkünden bambaşka olurdu.
Rusya 2014 senesinde Kırım’ı aldığında etkisiz bir yaptırım paketiyle karşı karşıya kaldı. Bu silik tavır üzerine rahatlayan, gelirleri Avrupa’nın gaz ve petrol tedarikinin hızla artması sayesinde bırakın azalmayı artan Ruslar, 2022 senesinde Donbass’ı ele geçirmek için Ukrayna’ya saldırdılar. Batı bu saldırı üzerine, durdurulmadıkları takdirde, Rusların saldırgan politikalar uygulamaya devam edeceğine kanaat getirerek, Rusya’ya ağır yaptırımlar getirdi. Ukrayna’ya tam destek verildi. Maksimizasyon politikaları nedeniyle batağa saplanan Rusya’nın Ortadoğu, Kafkasya, Balkanlar, Türkistan ve Afrika’daki ağırlığı aşındı. Ekonomisi çöktü. Savaşın ilerleyen safhalarında Kırım’ı dahi kaybedebilir Ruslar.
AB’nin Rusya’ya karşı ısrarla yürüttüğü genişleme politikaları Avrupa devletlerini ekonomik olarak çökertiyor. AB Doğu Avrupa, Baltıklar, Balkanlar’ı alınca dursaydı veya genişlemesini karşısında büyük bir gücün olmadığı Akdeniz’e kaydırsaydı, Avrupa bugün çok daha iyi durumda olacaktı. ‘’Aldıklarımız yetmez, Moldova, Gürcistan ve Ukrayna’yı da bünyemize katmalıyız’’ ısrarı yani maksimizasyon, AB’nin de Rusya’nın da bahse konu ülkelerinde felaketi oldu.
Ülkesi dünyanın en zengin petrol ve gaz rezervlerine sahip olan Saddam daha fazla petrole sahip olmak için önce İran’a sonra Kuveyt’e saldırdı. Kendi de mahvoldu ülkesi de. Yunanlar maksimizasyon hırsıyla Türkleri katletmeye girişmeseydi, Kıbrıs, bünyesinde Türk azınlık bulunan bir Rum devleti olacaktı.
İran’ın Hürmüz’den geçen gemilerden yüksek ücret alması kabul edilemez. Zira bu olursa İran enerji fiyatlarının oluşmasında belirleyici olur. Tahran ısrarından vazgeçmezse karşısına sadece Amerika’yı değil dünyayı alır. Trump seçimlere kadar durumu idare eder. Seçimlerden sonra varıyla yoğuyla ve bu sefer müttefikleriyle birlikte İran’a saldırır ve bedeli ne olursa olsun rejimi düşürür. Zira enerji fiyatlarını İran’ın belirlemesini Avrupa’da, Körfez’de kabul edemez.
– 01 Temmuz 2026 = Alparslan Türkoğlu / HABER ERK =

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

OKÇU/OKÇULU/OKÇULAR / Zeki ORDU

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

Araç çubuğuna atla