43,1278$% -0.02
50,4102€% 0.35
6.407,59%2,51
Geçmişi yâd edince, içi sevinçle dolan Nazmiye Hanım, ilkin, yufka açmaya karar verdi. “Şimdiden açarsam, yufka gālâsı olsun, aradan çıkmış olur” diye düşündü… Selcan’ın ardından çötene giderek; sol kolunu hafif göğsüne doğru çekip sağ eliyle, oğlunun kestiği dal odunları birem birem (tek tek) koydu. Kucağına odun doldururken, yapacağı diğer yemekleri de düşünür haldeydi: “Yufkadan başka… Bir tava türlü, bir tencere de çorba yapıp kavanozlara doldurmaylan (doldurma ile), çayın yanına da katıncak aldım mı, bu iş tamam” dedi ve hemen oracıkta yemek işini halletmişti.
Köydeki yaşamın akışı kimi kadınları cevval yapıyordu. Nazmiye Hanım’da çevik ve işbilirdi. Yapılacak işin yolunu yordamını, kayınvalidesinden öğrenmişti… Önce işi tespit eder, nasıl yapılacağını sıraya koyup listeler, böylece yapılacak işin yapılmamış halini, önce kafasında yapardı. Kucağına doldurduğu odunlarla beraber çötenden çıktı.
Ot ayı demek, Orak armudunun dalından düşme vakti de demekti. Çötenin onbeş metre ilerisinde, yaklaşık yüz yıla yakın bir süre dikili olan armut ağacına yönelip üç-dört adım attı. Dibine düşmüş mü düşmemiş mi diye, bir göz baktı. Bazı otların boyu, altmış santimetreyi aşmış kimileri küçücük kalmıştı. Eskiden ot, “havaleli” yani kabarık, sıkıştırılamayan ve de vazgeçilmeyen bir hayvan yemi olarak kullanılırken (I) Tikenligenc’ in ot boyları birbirine eşdeğer değildi.
Boyu yüksek olan otlar, yere düşen armutları gizler, kısa boylular arasında ise görünürdü. Nazmiye Hanım fındık ocağının dibine düşen bir-iki armudu gördü. Eğer rüzgâr başlar ve uzun süre şiddetli eserse, alabildiğine düşüp sirke olacaktı. Düşen armutlar ezik-büzük olur, toplanır toplanmaz güzelce sudan geçirip temizlemek gerekirdi. Ağaçtan tek tek toplananlar, ezilmeden eve getirilirse tuta kalacak, tuta olan armutların da muhafazası uzun sürerdi.
Hava durumunu anlamak için kafasını göğe çevirirken eve doğru yol aldı. Sonra Karatepe yönüne de annakladı. Semada bulut görünmüyordu. Evin kapısına geldiğinde sağ ayağıyla içeri girip merdiven dibinde, kara lastiğini çıkardı. Basamakları hızlıca çıkıp; -sağdan ikinci kapı- ocakbaşına geldi. Odunları, odun kabının içine koydu.
Çocukları… Kuzinenin uzağında, bulduğu mindere sere serpe yatan Ahmet 4, postaki üzerinde uyuyan Mercan ise 2 yaşına girecekti. Mehmet’i de evde zannediyordu fakat o, kahvaltıdan sonra kapıya çıkmıştı.
Hamur işine başlamadan önce, sobanın önüne eğilip kapağını açtı, içinde biriken külü, ince bir odunla karıştırıp ızgarasından altına dökerek, getirdiği odunları tek tek içine gaydı (doldurdu=koydu). Kimi ince odunların boyu, kapak hizasını aştığı için, iki eliyle kuvvetlice bastırıp kapağı kapadı. Ayağa kalkarken sağ eliyle kül küreğini tutup kendine doğru çekerek aldı. Her bir halkası diğerinden küçük, üç sıra kapağın üstüne doğru küreği boşalttı. Döktüğü külün orta alanını biraz tepeli (yüksek) bırakıp üzerine de sacı kapadı. Böylece soba alıştığında (yanmaya başladığında) anında sacı kızdırmamış olacak, yufkası da ağır usul pişecekti.
Kucağında getirdiği bir sobalık odun tükendiğinden, mutfaktan ağrı (doğru) Mehmet oğluna seslenip: “odun al da gel” dedi. Oğlan ses vermemişti… Birbirine dayalı, bakır sini ile sofranın üzerinde katlanmış olan örtüyü eline aldı. Yufkayı, oklavasıyla rahatça çevireceği yere sofra bezini serdi…
Öyküdeki Anlamı | Gālâ: Kimi zaman olumlu kimi zaman da olumsuz olan, yapılması gereken iş yükü ve telaşesi anlamınadır. Örneğin: Fındık vakti gelmişse: “fındık gālâm var” denilir. Evdeki hır hızan sayısı çok ise ve okul dönemi yaklaşmışsa: “çoluk çocuk gālâsı, okul gālâsı”, askerlik çağında delikanlı varsa: “askerlik gālâsı”, evlilik hazırlığı içinde olan varsa: “düğün gālâsı”, mapus (mahpus) damında yakını olan varsa: “görüş günü gālâsı” var, denilerek sohbet esnasında söylene gelmiştir.
“Gālâ” Kelimesinin Anlamı Üzerine Birkaç Kaynak Bilgisi:
Gala: Ustura ağzının en ince kısmı.
Derleme Sözlüğü Türkiye’de Halk Ağzından, Cilt: III, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 2019
Gaile: (ga uzun okunur.) 1. Dert, sıkıntı, keder. 2. Felaket, musîbet, 3. Uğraştırıcı ve sıkıntılı iş. 4. Muharebe, savaş.
Devellioğlu, Ferit, Osmanlıca – Türkçe Ansiklopedik Lûgat (Eski ve Yeni Harflerle), Aydın Kitabevi Yayınları, Ankara, 2006
DİĞER KAYNAKÇA:
(I) AYDIN, Mahir, Prof. Dr. & “Osmanlı’nın En Büyük Kalesi Vidin’de Askeri Lojistik Unsuru Olarak Ot”, Hunlar’dan Günümüze Türk Askerî Kültürü (Ed. A. Sefa Özkaya), Kronik Yayınları, İstanbul, 2021, Syf. 534
Ünye Sahile “Nostaljik Yol.” Önerisi.
1
Sokak Hayvanları Uyutulmalı Mı, Uyutulmamalı Mı?
1307 kez okundu
2
Karadeniz Bölgesinin Geleneksel Halk Oyunu “HORON” Çambaşı Yaylasında Hayat Bulacak
1186 kez okundu
3
ORDU’DA SEÇİM
1051 kez okundu
4
Deneyap Teknoloji Atölyeleri İçin Başvurular Başladı.
988 kez okundu
5
İŞ ADAMLARINDAN İSTANBUL DUMED ORDU İL BAŞKANLIĞINA BAĞIŞ
939 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.