45,2057$% 0
53,0405€% -0.11
6.702,45%-0,19
Ebediyete varmak, ahirete göç etmek, ebedi istirahatgahına çekilmek deyimleri “her fani ölümü tadacaktır” cümlesinin anlamı içindedir. Bundan iki yıl önce bir cenaze töreninde bulunmuştum, törenden daha ziyade bir mahalle eviydi fakat mahalle yolu hep yukarı ve yükseğe ilerliyordu. Dolmuşların ve hususi araçların sürekli işlediği yola, bu evin gövdesi bitişikti. Arabadan inildiğinde kendini eve varmış zannedebilirdin.
Beton evin gövde hizasından alelade görünen bir harmana yürüyüp şehir manzaralı köy havasında etrafı incelemiştim. Harmanın kimi yerleri aşağı bayık, kimi yerleri çatlak da olsa iş-güç vakti; iki ton fındık rahatlıkla serilebilir ve işe yarardı. Kış aylarına hazırlık olarak büyükbaş hayvanlar için yaş (taze) ot serilip kurutulabilirdi de…
Geçen sene patozun ayrıştırdığı fındıkkabukları, harmanın bir ucuna çürümesi için bırakılmıştı. Çürüdüğü zaman gübre niyetine tarlada ve bahçede kullanılabilecekti. Aile kadınlarının birbirlerine bilenip hırlaştıkları vakitler de; “benim babam yaptırdı… Senin baban yaptırmadı… Hem de ev satıp da yapıldı kapı baca, harman… ” deyip ağız dalaşı sergiledikleri harmanın kenarından ilerleyip cenaze evinin basamaklarını çıkmıştım. Etrafta, sessizce kaybolan biri vardı. Üzgündüm. Kaybolup gidenin dönmediği yol, bu yoldu. Uzun uzadıya geçilip gidilen sonunda da geniş salona varılan durum bu evde yoktu. Hemen karşımda bir kapı belirmişti. Sanki “idareten duruyorum” eskiliğiyle seslenen kapıdan, biçimi bozuk bir odaya girmiştim. Kapıyı açtığım ilk yerin sağında soba bulunuyor, dar olan alanı daraltmaktan başka bir işe yaramıyordu. Özenle konulan sandalyeler duvara yaslanmıştı. Oda ayrıca mutfaktı ve penceresinin tülü bir araya yığılmıştı. Yoldan geçerken birileri kafasını uzatsa camdan içerisi görünüyordu. Cenaze evine girmeden ölüye dua edilip, gerisin geri dönülebilirdi. Odada olanlar camdan bakıp, duasını ederek gidenin de farkına varmayabilirlerdi. Zemine hem halı hem de kilim serilmişti. Duvarda asılı, gülen insan yüzlerinin veya birbirine sarılmış kardeşlerin, ya da yeni doğan bebek fotoğrafına benzer aile fotoğrafı yoktu. Başarı nişanesine benzeyen diploma, madalya da yoktu; paslı çivisi olan askılıkta dört-beş ceket vardı. İki pencereli oda, gün ışığı almaz haldeyken lamba da yetersiz kalmıştı. İçerisi kalabalık, teneffüs edilen oksijen kirlenmişti.
Odanın başka bir odaya açılan kapısı daha vardı, açmışlardı o kapıyı da… ve tamamı kadınlarla dolmuştu. Kimilerini tanıyor, kimilerini ismen biliyor diğerlerini ise ilk kez orada görüyordum. Tabutu, kıblenin tersi yönünde, bir koltuk ile çekyat arasında kalan zemine boylu boyunca uzatmışlardı. Yıllar önce yazılmış “yorgun kulübede iki tabure” ismindeki hikâyenin başkahramanı olan bu yolcunun son anına tanıklık ediyordum.
Altı çocuk, altı aile, altıdan fazla torun atasını kaybetmişti. Çok acıydı her şey. Belki bana acıydı bu şeyler… Adı her ne ise o şeyler…. Olan şeyler… Babamı yeniden kaybetmiş gibi hissediyordum ve bütün cenazelerde aynı hisleri taşır olmuştum. Ölenin yerine bir daha, aynı dokuya, aynı görünüşe, aynı varlığa sahip olacak biri daha gelmeyecekti. Yorgun kulübe hasta, zayıf ve kocaman gitmişti. Evin içinde uğultu vardı. Uğultuyu oluşturanların yüzlerine baktığımda o yüzleri tanımıyordum. Sitemkâr cümleler duvardan duvara vuruyor kulaklarıma basınç yapıyordu. Cenazeye sitem ediliyordu: Keşke ölmeseydin de ölmüş gibi yapıp söylediklerimizi duysan diye yargılayan ağlaşmalar vardı. Ölenin sağlığında duysa kızacağı durumları alabildiğine rahatça söylüyorlardı. “Öldün madem, söyleyeyim de içimde dert kalmasın,” söyleyişiyle dile getiriliyordu. Ölene hesap sorma.. Ölene hesap sorulur muydu?.. Böylesine bir durumla önceden hiç karşılaşmamıştım. Çok ilginç ve acıydı. Babam burada olsa ve söylenenleri duysa bu şekilde konuşulmasını istemezdi ve kızardı. Babalık hakkım derdi… Derdi.. Fakat şu an anlayamadığım tuhaf bir uğultuyu dinliyordum… Üzgündüm… Duygularım harlanmaya başlamıştı. Ölen zaten hesap vermeye gitmiş, onlara ne cevap verecekti ki?.. Veremezdi… Bir insanı son kez, evinden ahirete uğurlamak olayında, öleni incitecek sözlerin söylenmesi bilindik bir davranış değildi. Utanmaya başlamıştım. Yapanların utanmadığı yerde utanmak benim vazifem miydi? Değildi… Ancak utanıyordum. İrkilmiştim de. Sanki birini o an yakalasalar dövecek gibi konuşa konuşa ağlama da neyin nesiydi?
Hesap soran bu ağlayışlar git gide şiddetini artırınca utanç derecem daha da arttı. Bu hal içindeyken cenaze sahiplerinden birine, kısık ses ve uygun bir dil ile: “ölenin ardından tınaz eder gibi ağlaşmayın,” dedim. Önce yüzüme baktı, sonra kafasını aşağı çevirdi ve hiçbir şey demedi. Eğik başını kaldırdığında yeniden göz göze geldik. O an söylediğim cümleyi anlamadığını anladım: “öleni incitecek cümlelerle ağlaşmayın” diye cümlemi sadeleştirmiştim. Ortam yeterince ağırdı. Cenazeye sonradan gelen ve aileye yakınlığı ikinci derece de olan birisi o esna da: “sıra sıra ağlayın” diyordu, “sen, tamam çok ağladın, bırak o ağlasın, dinlene dinlene ağlayın…..” deyip ilkokul öğrencisi gibi sıraya dizmişti ağlayanları.. Kadının dediği yapıldı, biri sitemini ediyor sonra o bırakıp diğeri başlıyordu… Hayret içindeydim… bir cenazede ilk kez bu cümleleri duyuyordum. Uğultu da eksilen bir durum olmamıştı. Ölenle beraber “tınaz eder gibi ağlamayın” cümlesi de vefat etmişti…
Tınaz Etmek: Sosyal çevre de veya aile içinde, birisi ile yaşanmışlığı bulunan kişinin söylediği olumsuz eleştiri ve incitici sözlerdir. Gıyabında yapılan bir konuşma biçimidir.
“Tınaz” Kelimesi ve Benzeri Anlamlar Üzerine Birkaç Kaynak İsimleri:
1.Tınas (Tınaz): Dövüldükten sonra savrulmak üzere biriktirilmiş tahıl yığını.Tınaz -Tınas
Yeni Tarama Sözlüğü, Düzenleyen: Cem Dilçin, TDK Yayınları, ANKARA, 1983
2.Tınas -(Tınar, Tınır, Tınıs): Harman dövüldükten sonra savrulmak için yapılan yığın. Tınaz atmak: Harmanda toplanmış samanla karışık ekini yaba ile savurarak
tahılı samandan ayırmak. Türkiye’de Halk Ağzından Derleme Sözlüğü, TDK Yayınları, Cilt: V, Madde: O-T, ANKARA, 2019
3.Tınaz: Dövülerek savrulmaya hazırlanan ekin yığını (isim). KÖZLEME, Ufuk, El-Ücra Alucra Yöresi Halk Ağızları Derleme Sözlüğü, Gayri Nizami Kitap/40lar Kulübü Yayınevi, 2024
4.Tınnazen: Avrupa’da eski büyük saatlerde çanın iki tarafında, elinde birer tokmak olan ve her saat başı hareket ederek tokmaklarını çana vurmak suretiyle çalan, insan suretinde heykelcikler. ARSEVEN, Celal Esat, Sanat Ansiklopedisi, Cilt: IV, Milli Eğitim Basımevi, İSTANBUL, 1975
İç Kesimlerde Kar Etkili Olacak ‘Zirai Dona Dikkat!’
1
Sokak Hayvanları Uyutulmalı Mı, Uyutulmamalı Mı?
1485 kez okundu
2
Karadeniz Bölgesinin Geleneksel Halk Oyunu “HORON” Çambaşı Yaylasında Hayat Bulacak
1448 kez okundu
3
Ünye’ye ikinci TOKİ Nereye Yapılacak ?
1324 kez okundu
4
2025-2026 Eğitim Öğretim Yılı Kantin Fiyatları Açıklandı
1257 kez okundu
5
Oda Arkadaşım../ Berkay GÖKTAŞ
1167 kez okundu
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.