DOLAR

46,2566$% 0.12

EURO

53,5733% -0.17

GRAM ALTIN

6.268,52%0,18

a

HAYLADAN / Fatma CİVELEKOĞLU GEÇER

HAYLADAN

Her doğan gün yepyeni gün olsa da mevsime göre yapılan işler değişir, inek-dana işleriyle Firdevs Hanım’ın çalışma gücü hiç değişmezdi. Sabahın erken saatlerinde, ahırdan çıkarılan mallar, evlerin yakınındaki ilk kıranı aşana kadar sürülerek yol boyu gider, akşamüzeri olduğunda da yılankavi yoldan gerisingeri dönerlerdi. Fidez İnge hayladan, tarlasına: “hırsız inekler girmesin” diye araba yolundan aşağı ahır kapısına alelade yedi-sekiz kazık dikmişti. “Bahçeye gidip gelmesi kolay olsun” diye de aralıklarla üst üste çakılı iki kazığının, alt ile üst telini çivisinden çıkarıp orta sırasındaki teline dolaya dolaya topur etmiş ileri bir adım da bahçenin bayırına yürür, geri adımı ise ahır yolunun düzü olurdu.

Sabahın çisesi henüz ottan yapraktan kurumamıştı. Hayat (evin içinde bulunan tüm kapıların olduğu yeri gören tek alan) da eteğinin üstüne peştamalı bağlayınca, tıpası darı kesmüklü gatık şişesini içine koyup güneşliğe çıktı. Ayağına çörçilini giyerek gara lastiğin yanındaki amaratları ile ipini eğilerek eline aldı. Güneşlikten aşağı doğru ahır yoluna yönelerek telin üzerinden dikkatlice geçip bayıra yürüdü. Önceden, kışlık gübreyi gömerken ocakların etrafını hilal gibi eşmiş eşilen yerler de gide-gele üzerine basa basa düzleşmişti; oralardan iki ocak öte, üç ocak beri zig zag çizerek aykuru gene tarlaya vardı. İlkin tohumlamış pancarları kelemli yerinden tutarak söküp ocağın dibine yığdı. Bıldırdan kalma kemreyi kazmayla birlikte boşalan yerin üstüne çekerek yaydı. Biribiri içinde yeni büyüyen fidelerin yanına giderek, sıkını çeker gibi seyreltip ehalı gene toprağa dikti. Dikme işini bitirdiğinde: “yarın yine lazım olacak” diye, eve geri götürmeye gerek duymadan, tarlanın kenarındaki müggem bir dala kazmayı ağzından takıp asarak bıraktı.

Susadığında, acıkma hissi geldiğinde ayaküstü gatık içerek terini soğutmadan işine devam ediyor; başladığı işi bitirene değin pasa çalışanların öğle yemeği içtikleri tok ayran oluyordu. Darının içindeki hoşkıranı, yavşuları yoldu. Kimi otların kökü, topaz halde toprağıyla gelir, elinde ağırlık yaparak çabucak çalışmasına māni olurdu. Böyle olduğunda elinin tersini çevirip çapladığı otu bir kez yere vurarak toprağını döker, aynı hızda çalışmaya devam ederdi. Vakit, ikindiye döndüğünde söktüğü, yolduğu otlar bi yük olmayınca obuz oylağına ilerleyerek, galdirikleri, ezelteneyi, gabalakları, sütleğen paldırlarını uzun saplı ot orağıyla biçti. Ganetlere dolanan bürüğü de (yabani sarmaşık) sökecekti sökmesine de; sabah yoğurduğu hamur, mayalanıp teknesinden dışarı taşmadan pişirmeli, bu yüzden zamanı kalmamıştı. Birkaç kere kendine: “yarın bu iş yapılacak” diye hatırlatarak telkin etmiş olsa da: “yapılacak” dediklerini hemencecik yapamadığı da olmuştu. Biçileni, yolunanı, sökülenlerin hepsini birleyip sırtına girinmiş halde dike dik arazi de ağır usul yürüyerek elinde orağıyla evin alt başına yanaştı.

Araba yolundan okarı cöddük kuşun gür sesi duyulurken: “hayırdır inşallah” demiş; kuru güllüklerle üstünü örttüğü tuvalet ayağının yanından geçerek, önce sağ ayağını topur telin üstünden atmış sonra diğeriyle ahır yoluna ilerlemeye çalıştığı esnada eteğin ucu takılarak dırangaya geldi. Geri geri gidecek yamanın sırtı gidemedi, yan dönüp takıldığı yerden çıkarayım dese yükünü yan çevirdiğinde, bir eliyle destek alması lazım ki kazıktan tutsa o da olduğu yerde sallanır müdare, yanı yöresi, ötesi berisi derken sinirlendi; basma eteğin önüne yığılan dökümünden tutup çekmesiyle yırtıldı. Öfkeli halde elindeki orağı üstbaşa fışıttığı sırada: ”cöt cöt” eden kuş konduğu daldan uçarak gözden kayboldu.

Yaşlı da olsa bu dağların dinç kadını, sanki birisi ona bir şey yapmışçasına, suratından akan terlerin kimi göz çukurunda, kimisi burnuna, boynuna süzülmüş kollarını ipten çekmesiylen tüm hışmıyla alafı yere çarparak: “Andır seni, ne vardı da şinci takıldın…” diye herslendi… Fidez Hanım’ın sinirine göre etek ucunun görevi o an tele takılmamaktı; kakmuktan da nasibini alan ot yükü oldu. Ellerini beline koyup susuzluktan garıkan boğazının hırıltısıyla nefes alıp vererek tele doğru baktı. Elini, çenesi altına tek düğümle bağlanmış yaşmağın ucuna götürüp söylene söylene yüzünün terini sildi. Belindeki peştamalı çözerek içindeki boş gatık şişesine sarıp sarmalayıp eve gideceği yol üstüne bıraktı. Gınnabın düğümünü açarak ipini yükden sıyırıp aldı, tortop ederek evin güneşliğine fırlattı. Yabani otların arasından kümbül kelemleri ayırmaya başladığında içten içe: “ekmek pişerken pancar çorbası da pişer” diye düşünüyordu…

Toprak bazen tırpan, kazma, hilti ile bazen traktör, kepçe, mal-melal ile emek verip kendini işleyen vücudu dayanıklı hale getirerek beslese bile insanın zihin yapısını bilmezdi; Mustafa Aga derisi kalın, tütün lekeli elini dizinin dirgenine koydu. Peri’ye: “isterin var (dǖlükçü)” diyeceği o andan sonrasını düşünerek: “haçan (ne zaman) büyüdü de göze battı kızım” duygusu içinde hüzünlendi. Cıgarasını söndürmeden gelişigüzel bahçeye fırlattığında;

Osman Bey: “Goyunçunun dedikleri senin gözünü korkutmuş… Buralarda pazara mal indiren kişi bellidir. Söylediğinin doğru olduğu nerden malum ki daha evvel niye kurbanda yokmuş? Her anlatılana inanma aga” dedi…

Öyküdeki Anlamı | Hayladan: Önceleri, bir hayli önce, çok öncelerden, geçmiş gün, anlamlarınadır.

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

İş Dünyasını 2026 Yılında Neler Bekliyor?

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

Araç çubuğuna atla