45,9165$% -0.1
53,5748€% 0.07
6.687,67%0,85
KÜMBÜL
Taşı fırlatan her kimse eski yoldan gelmiş olmalı. Yoksa araba yolundan okarıya (yukarıya) doğru mümkün değil taş atılmazdı. Belki kuş lastiği olsa, bahçenin yedi-sekiz sıra yukarısına çıkılır, otların arasından taş bulur, fındık ocağının dibine gidip: ‘burası uygun’ diyerek atardı… Nazmiye Hanım buralarda ne çalı-çırtı ne de ısırganı-taşı bırakmıştı. Bahçe, çiçek gibi, tertemiz, bakımlı… Arazide olsa olsa gozak (kozak-olmamış-ham) meyve olur, o da hafif olacağından rüzgâr hızını keserdi. İyi düşünüp hesabı iyi yapmak lazımdı ki; çağlar öncesinde fırlatılan bir elmanın on yıl sürmüş savaşına (I) benzer bir sonuç ortaya çıkmamalıydı. Yol kenarlarında gördüklerini avuç dolusu cebine atmadıysa eğer kuş lastiği de işe yaramazdı.
Birinin evine yönelik atılan taşın ağırlığı kadar cinsi de önemliydi. Çıngının üstüne vurmasıynan uğuş uğuş olan pur taş etrafa saçılır, yuvarlanmaz… İri, kümbül olursa vurduğu yeri yas yamuk edip ev sahibine ayıp olurdu. En iyisi, mektepten eve dönen küçük kızların, ara sıra oynadıkları beş taşlar gibi olmalıydı. Hem insan zekâsının ilk ürünü (II) de çakıltaşıydı.
Beydağları’nın ıslık çalan yılan sesiyle, karanlık rüzgârından geçeceği anı hissederek: “kimbilir” diye düşündü: “ini var-cini var, hele de azgın bir köpek” peşinden koştuğu an, Allah muhafaza tekel tokmak yuvarlanırdı. Garadağ (Karadağ) a yakın yerden yola çıkan Cevriye: “bir solukta varır, hemen gelirim” diye düşündü. Evinden yeni uzaklaşmaya başladığında, yolun yamasına (yokuşuna) gelmeden durdu. Elindeki bakraçları ırgamadan (sallamadan) düz bir yere koydu. Beli lastikli eteğin dökümüne: “dolaşmayayım” diye, iki kere içe kıvırıp yukarı katladı; yakası üç düğmeli olan gül desenli penyesinin kollarını, dirseğine değin sıpatladı. El dokuması yeleğinin düğmeleri ilikli halde yürüyeli az bir vakit geçmiş buna rağmen çorapları ayak bileğine yığılmıştı. Yığılan yerinden tutarak dizlerine değin çekip kenarının esneyen yerlerini birleyerek çevire çevire baldırının dış tarafına düğümledi. Düğümle birlikte iki kez aşağı sıvazlayıp ayağının üstüne çorabın yığılmasını engelledi. Bakır bakraçların kulplarından tutup yine yoluna yürüdü… Her adımda, yüzünü tamamen kapatan incecik yaşmağı usulca boynuna yığıldı. Kınalı saçları açıldı: “Issız yol, kim ola ki zaten” diyerek düzeltmeye gerek duymadı.
Yine böylesi telaşlı günler içindeyken alelacele kocasıylan bir yere gitmişler, eve dönecekleri esnada haber gelmişti. İki evladı içinde, yeni yaptırdığı evini yalavu kaplamış her yer kapkara olmuştu. Evlatlarını simsiyah toprağa veren Cevriye o günden sonra iyicene (iyice) saflaşarak, bir şeye itiraz nedir bilmemiş çevresindekiler ne diyorsa onu yapar vaziyete gelmişti. Aklını başından alan bu derde kalalı beri, ağzının sağ kenarından gece-gündüz demeden, inceden inceye sızan sızı yar olup akmış izi kalmıştı. Dudağının kıyısına yerleşen pırıltıyla elini, sürekli ağzına götürüp yemek yeme hissi gelir, hiç bir şey bulamazsa inekler gibi gevişler, onu görenler ise sakız çiğniyor zannederdi. Acısı gözlerinden akamıyorken konuşup haykıramadığı duyguları ağzının oluğuyla: “bu hainliği puştluğu kim yaptıysa” diye her an sorarak kocası dâhil herkesin suratına tükürürdü. Henüz yarlık sahibi değilken: ‘Kendi işimi kendim görürüm*’ diyenlerin cesaret çağında, Zemheriye yüz tutmuş bir ayda Güdüklü (Gedikli) de doğmuştu. Her canlı gibi dünyaya gelişini tasarlamamış, iyiden iyiye üzerine düşünmemiş hatta kendinden önce neler yaşandığını bilmez; gebe anası sabaha karşı uykusundan uyanıp ayakyoluna gitmişti.
Gündüz vakti evin güneşliğinden çıkarak ahırın kapısına varıldığında, fraktıyla çevrili olan çiftlik (tarla) yönünden, yukarı baksan uluorta tuvaletin deliği görünür, oradan aşağı ne düşerse de kemre (insan boku) olurdu… Soğuğu, rüzgârı hatta karanlık bile o küçücük yerden içeri girerek tahtalara çarpardı. Gebe kadınların bu durumda deliğe eğilmesi sakıncalıydı. Tahtaları zamanla kararan yerin, bir kenarına hacetini yaparken, tam bu esnada gıldıracak umayı-yumağıyla akıp gelmişti.
Anasına ağrı-sancı çektirmeden doğması, fıtratına işlenerek karakterinin sağlam oluşunun habercisi, alın yazısı ise tam tersi olmuştu. Günden güne aklı ermeye başladığında: ‘don çocuğu’ demişler, aldırmamış don* çocuğu lafının başını kaşımamıştı. Kolayca doğmuştu doğmasına da isim konusunda bir hayli muallakta kalınmıştı. O yıllarda kız bebelere: Gülhatun, Gülistan, Gülbeyaz, Gülhanım, Gülizar, Gülboy, Gülcan, Güllü, Güler, Ayşegül, Fatmagül… İsimleri sıralanmış bunların hiçbirini istemeyen dedesi: “yaşı benzemesin” diyerek vefat eden kızının ismini vermişti…
Beydağları’ndan Çoraklı’ya oradan Göleyān a (Gölayağı) ilerleyip Yedigöze varmış çatallaşan yol ayrımından mahalle yoluna yönelerek ceviz ağacının dibine değin otuz dakika da yürümüştü.
Taşı fırlatınca; -ev, alt tarafta kalır- üs baştaki (üst taraf) armut ağacını geçti. Tel hizasına değin yoldan üstü, biçimsiz üçgeni andıran küçük harmandı. Aşağı yönelerek Erik ile yaykın ağaçlarının gölgeliğinden Orak armudunun düzlüğüne vardı. Elindekileri yavaşça yere bırakıp kafasını yukarı kaldırdı. Armudun çokluğunu görünce: “hey maşşallah, Rabbim vermiş” demekten kendini alamadı. Hayran olmuş vaziyet de elini, boynuna yığılan yaşmağa götürüp yukarı çekti, düğümünü sıkılaştırdı. Olduğu yerden, çötende odun kesme kütüğüne oturmuş çocuğu, evin açık duran kapısını görebiliyordu. Armut yiyen oğlana: “anan evde mi?” diye sordu: “he” dedi Ahmet. Öte başta bir dalın sallandığını görerek bu kez dikkatini o yöne çevirdi. Bahçe sınırına bir göz baktı… Az ilerideki serentinin civarında oynayan çocuklar haricinde kimseyi göremedi. Dinlenmeden geldiği yol süresince hızlıca yürüyüp nefesi nefes üstüne alıp verirken boğazı sızlamış hasırar halde bakraçlarını eline aldı. Bi varmada (bir solukta) eşikten içeri girerek kara lastiğini çıkardı. Adet olduğu için tekrar: “huu” dedi… Misafirin yüzünü henüz görmeyen Nazmiye Hanım sesinden tanıdığı kadına yeniden: “hu” diye karşılık verdi. Gözleri kapıda, gördüğüne sevinmiş yufkasını açarken: “hoş geldin Peri bacım” dedi. Küçüklüğünden bu yana etrafındakilerin işine-gücüne yardım eder, senin işin-benim işim deyip çetele tutmaz, ağzı da sımsıkı bulaşıklığı yok (sağa sola laf taşıma) anacığı da bu yüzden onu çok severdi. Saflığından olsa gerek, Peri ismi rahmetli annesinden kalma yadigârıydı… Irak yoldan gelen sesiyle, birbiri ardınca nefesini alıp verirken, yanmış un kokusunu içine çekerek: “Hoş buldum İnge (yenge)” dedi. İçeri girer girmez hemen tereğin beşinci sırasına yoğurt kaplarını yanyana dizdi…
Öyküdeki Anlamı | Kümbül: Etrafındaki nesnelere ya da insanlara göre görünüşü daha iri olan anlamınadır.
‘Kümbül’ Kelimesi Üzerine Birkaç Bilgi:
Kümbü: Büyük testi. Türkiye’de Halk Ağzından Derleme Sözlüğü (2019) IV. Cilt, Ankara: TDK Yayınları.
Kümbül: Hafif şişman. KAYA, Mevlüt (2007) Bir Çepni Köyü Tarihi ve Kültürü, Samsun: Yüksel Ofset Matbaacılık, Syf. 104
DİĞER KAYNAKÇA:
(I) … Teselya’da tanrılar arasında bir düğün yapılmakta, Zeus’un torunu Peleus, Thetis ile evlenmektedir. Düğüne tüm tanrılar davet edilmiş yalnızca Eris çağrılmamıştır. Bu duruma gücenen Eris, altın bir elma üzerine “en güzele” sözlerini yazarak ziyafet sofrasına elmayı fırlatır. Altın elma en güzel olmayı birbirlerine bırakamayan Hera, Athena ve Aphrodite arasında kavgaya sebep olur… BANARLI, N. S. (1971) Resimli Türk Edebiyatı Tarihi-Destanlar Devrinden Zamanımıza Kadar, Cilt: I, İstanbul: M.E. B. Devlet Kitapları.
(II) İnsanoğlunun yaptığı ilk alet kabaca biçimlendirilmiş çakıltaşıdır. Genellikle insan zekâsının ilk ürünü olarak kabul edilir ve tarihöncesi taş sanayisinin ilk örneklerinin kalıntıları Doğu Afrika’da, Tanzaniya’nın Olduvai yataklarında bulunmuştur. Bu örneklerle tanımlanan ‘çakıltaşı kültürü’ yaklaşık iki milyon yıl önce yaşamış olan Homo Habilis’in eseridir… Son derece kaba bu aletlerden daha sonra, özellikle Avrupa’da bir milyon yıl önceki Acheul evresinden en çok çift yüzlü el baltaları kalmıştır… Tematik Ansiklopedi & İnsan ve Tarih (1993) Tarih-Siyasal Sistemler-Düşünce Tarihi-Dinler, Cilt I, İstanbul: Milliyet Yayınları, Syf. 32-33
Dedeciğim, Allah’a Ismarladık !
1
2025-2026 Eğitim Öğretim Yılı Kantin Fiyatları Açıklandı
1397 kez okundu
2
Deneyap Teknoloji Atölyeleri İçin Başvurular Başladı.
1132 kez okundu
3
DEPREM BÖLGESİNE OYUNCAK KÖPRÜSÜ
878 kez okundu
4
Hacettepe Üniversitesi ve OBB iş Birliğiyle Yürütülen (REMEDY) Projesi Başladı.
872 kez okundu
5
Anafarta İlkokulu Öğrencisi Resim Yarışması Türkiye Birincisi
801 kez okundu