DOLAR

45,2057$% 0

EURO

53,0405% -0.11

GRAM ALTIN

6.702,45%-0,19

a

CILDIRIK / Fatma CİVELEKOĞLU GEÇER 

CILDIRIK / Fatma CİVELEKOĞLU GEÇER

Araba yolu, onbir yıl önce Fidez’in evine gıya gıy yapılmadığı için Osman Bey’in arazisinden geçerek iki sıra fındık ocağıyla, ceviz ağacını yolun altında bırakmıştı. Altı dönüm araziyi bölen durum, evin sınırda olması değildi; berideki uçurum olan yer nedeniyle denge oluşturulmaya çalışılmıştı.

Dikdip ’in bu zor şartlarında bazı güzel şeyler, demek ki bölünerek sağlanabiliyordu… Osman Bey açılacak yola, geçit veren duruş sergileyip engel olmamış; zaten yol hastası gibi bir tutum içinde, tüm arazilerine yol açılsın, ulaşımı rahat olsun isterdi.

Yedigöz’e Lamelif gibi uzanıp başlayan, anayola bitişik, ikinci çatal yola; buzağısı ile bir inek serbestçe sığarken, yukarı mahallelere; Şekerli, Gölayağı (Göleyan), Domuz Meydanı, Sindelde yaşayanlara, senelerdir yol hizmeti sunardı.

Gökyüzünde bulut yoktu. Buna benzer günler için Nazmiye Hanım: “bugün çıra gibi, çakmak gibi güneş var…” deyip el çabukluğuyla, pasa çalışırdı.

Mülkiyet yoluna başlar başlamaz Selcan, yokuş çıkmaktan yorulmuş; babasının, okul konusundaki sözlerini hatırladıkça da nefesi daralır olmuştu. Haziran’ın ilk günlerinde yağan yağmurun sele dönmesiyle birlikte obuz; veredip geldiğinde, Osman Bey beylik kazma ile heves yapıp taşan suyun, anayola ulaşmasına engel olmuştu.

Selcan bu heves çizgisine vardığı zaman eğilip; iki eliyle birden, çakıl taşlarını sıyırıp temizlemiş suyun akışını seyrederek yoluna devam etmişti. Anayoldan bakıldığında, yabani otların saçağından akan bu damlaların altına, Firdevs Hanın el kazanı ile kimi büyük bakır tenceresini bırakır, dolunca da alırdı.

Yine yağmurun birinde, toprağa batık olan su, heves kanalını takip edip, toprağı yara yara, höldürecek geldiğinde; o gün hiç üşenmedi… Evine gitti… Tekrar geldi, bir şeye ihtiyacı olunca yine eve gidip, aldı geldi… Yarılan yerin etrafını, gıyısını köşesini eliylen (eliyle) temizledi, otlarını yolup, çimçiçek etti.

Yıldırım düşünce kuruyan bir doruk ağacı vardı, fırtınada devrilince ortadan üç parçaya böldürüp evinin kapısına taşımış, soyulan kabuklarını ise ateşi harlamak için biriktirmişti. İdarelik, kabuktan bir parçayı toprağa bastırıp pekiştirdikten sonra oluk yaptı.

Firdevs Hanım otların ucundan damlayan suyu kullanışlı hale getirip akunduruk kokusu içinde cıldırık sesine çevirmişti. Çatal yoldan beş-altı adım atan Firdevs Hanım telden içeri giriyor, fındık ocağının altından eğilip geçtikten sonra peyin üzerinden, badın başındaki suya erişebiliyordu. Çamur toprağın sürekli çiğnenmesi, peyin üzerini ayak yordamıyla düz yol yapmış, el yordamıyla da su, bir araya birlenmişti.

Buraya köylü: ‘Fidez’in Obuz’, ev halkı da: ‘yoldan altı’ derdi. Üç yüz m2’nin; bir yanı anayol, diğer tarafı büyük obuz, burası ise çatal yolun sınırı küçük fındık bahçesiydi. Ağaç yarması kazıklar etrafına dikilmiş, aralıklarla çakılan dört çivi üzerine de teller çekilerek üçgenin tepesinde sona ermişti.

Güneş, fındık ocaklarını doyurmuş; genç dalların körpe alanlarından toprağa işliyor, kendini fazlasıyla hissettiriyordu. Kimi an rüzgâr estiğinde, yapraklar birbirine değer, esmediğinde göğü annaklayan gönder, fırtına da ise kırılıp kuruyan olurdu. Birbiriyle iç içe yaşamasını başaran ganetler; insan kalbi gibi nasırlaşmaya başlayınca oduna çekilirdi.

Selcan çıra gibi güneşin sıcağından bunalmıştı. Ayşegül gibi cemberini, beline bağlamış sonra vazgeçmişti; porsuk saçlarını bir araya getirip yaşmakla da tek düğüm attığı sırada, dik dik çıkarken, üçgenin tepesini geçip ileri yürüdüğünde, yüzüne serinlik değmişti. Bu serinliğin, yüzüne tekrar tekrar, sırf, ilk değdiği ana geri dönüp, yeniden, dönüp dönüp oradan geçmek istedi. Geri gidip ileri yürüdü, bir daha… Sonra bir daha… Çocukluk işte… Burada farklı olan ne idi? Bilmiyordu… Bunu arar gibi kafasını kaldırıp sağa sola baktı. En çok bu geçişi severdi küçük kız… En çok bu güllerin arasında olmayı… Birden kesilen sıcaklık… Birden yaşanan değişim, ferahlık… Kan, ter içinde kalıp susuzluktan biçarelerin kana kana, ganānı aldığı yer…

Ekmeğin arasına tuz koyup yiyenleri doyuran şeffaflık… “Kim bir bardak soğuk su içerse, beni hatırlasın” diyen; Fatıma’nın yavrusu-Resul-ü Ekrem’in torunu-yüksek kapı sahibi Hazreti Hüseyin… Kerbela şehidine yetişemeyen şifa… Sanki buradaydı.

Yedi gözenin buluştuğu, gözelerin gözesi… Eski zaman düğünlerinde güvey, gelinin duvağını açmak için yüz görümlüğü takardı; Tikenligenç’in yüz görümlüğü Yedigöz’dü.

Orman gülü, kestane ve yaykın ağaçlarının gölgeliğinde Selcan ilerliyordu. Batlar da hızla büyüyen Komar gülleri; görevini yerine getiren asker gibi, serin yerin toprağını sağlam tutardı. Gövdesinden odun yapılan bu yabani gül ağacının; altı-yedi ince dalı, yapraklarıyla birlikte bağlanıp çalı süpürgesi yapılır; ahşap evlerin, toprak üstü kapı önleri süpürülürdü. İşgüzar, çalışkan kimi köy kadınları; avu denilen bu Komar’ın güllerinden reçel bile yapmışlardı.

Bizans’ta imparatorların çocukları; erguvan renkli sarayda, erguvan rengindeki odada doğar; soylulara özgü erguvan rengi giysi ve ayakkabıları yalnızca saray mensupları kullanırdı.(F)

Buraların soylusu da Komar gülleriydi. Küçük kız kısa kollarıyla, yola doğru uzayan dalı eğip, üç tanesini kırdı. Kırdığı daldaki; pembe, beyaz ve lila renk karışımlı gülün, bir yelesini çekip aldı; huni ucuna benzeyen yerini ağzına götürdü. Nahl Suresi’ndeki arılar gibi, çiçeğin özünü içine çekip yuttu.

Gözü göze, sözü söze, tozu tözü olup yuttuğu öz ile sırlanmıştı. Küçük kız henüz bu durumu bilmiyordu. Elindeki gülleri toprak deponun üzerine bırakıp iki kişiye yetmez gölün, bir avuç suyundan içti. Su, dişlerini ve boğazını üşüttü…

‘Cıldırık’ Kelimesi Üzerine Bir Kaç Kaynak Bilgisi:

Cırcırık: (Çağatayca) Daima su akan çeşme lülesi. ARSEVEN, Celal Esad, Sanat Ansiklopedisi, MEB Devlet Kitapları, Cilt I, I. Fasikül, İstanbul, 1975, Syf: 336

Cıldır: (I) Az akan su.

Cıldıramak: 1. Karanlıkta göz parlamak.

Cıldır cıldır: Suyun akarken çıkardığı ses.

Cıvıldırak [cıldırık, cıvcık, cıvıldırık, çıldırık] Serçe. Türkiye’de Halk Ağzından Derleme Sözlüğü II, C-D, Tıpkıbasım, TDK Yayınları, Ankara, 2019, Syf: 909, 943

DİĞER KAYNAKÇA:

(F) ER, Tayfun, Erguvaniler-Türkiye’de İktidar Doğanlar, Duvar Yayınları, 3. Baskı, İzmir,2007, Syf: 13

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Ünye’de Bayram Tatili Dolu Dolu Geçti.

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

Araç çubuğuna atla