DOLAR

42,9663$% 0.08

EURO

50,6224% 0.03

GRAM ALTIN

5.959,25%0,12

a

Yeni Sömürgecilik Modeli. / Ahmet Cemal CAN

Yeni Sömürgecilik Modeli.

Yeni sömürgecilik artık askeri işgal biçiminde yürümüyor. 20. yüzyılın doğrudan işgal ve manda düzenleri, yüksek maliyetleri ve küresel meşruiyet sorunları nedeniyle terk edildi. Yerine daha düşük maliyetli, daha az görünür ama daha kalıcı bir yöntem geçti: stratejik etki alanları kurmak.

Bu yöntemde ülkeler resmî olarak bağımsız kalır; bayrakları, orduları ve seçimleri vardır. Ancak karar alma süreçleri, güvenlik tercihleri, ekonomi politikaları ve hatta iç siyasal tartışmaları dış merkezlerin belirlediği bir çerçeve içinde şekillenir.
Bu yeni sömürgecilik modelinin temel araçları askeri üsler, güvenlik iş birlikleri, ittifak mimarileri, ekonomik bağımlılık ağları, finansal yönlendirmeler, kimlik ve demokrasi söylemleri, medya ve akademi üzerinden kurulan kavramsal hâkimiyettir.

Amaç doğrudan yönetmek değil, yönlendirmek; hükmetmek değil, sınır çizmektir. Ülkeler kendi adlarına karar alıyor gibi görünür, fakat bu kararlar önceden belirlenmiş stratejik sınırlar içinde kalır.

Bu modelin küresel ölçekte işlemesi için bazı bölgelerde güçlü, bağımsız ve merkezi karar alabilen devletlerin zayıflatılması gerekir. Çünkü üniter, merkezi ve milli kimliği güçlü devletler, etki alanı siyasetini bozan yapılar üretir. Bu bağlamda Türkiye özel bir yere sahiptir..
Türkiye, üç kritik özelliği aynı anda taşıyan nadir ülkelerden biridir.

Birincisi, jeopolitik konumudur: Balkanlar, Kafkasya, Orta Doğu, Karadeniz ve Doğu Akdeniz’in kesişim noktasındadır.

İkincisi, tarihsel devlet geleneğidir: İmparatorluktan ulus devlete geçerken parçalanmamış, üniter yapısını koruyarak modernleşmiştir.

Üçüncüsü ise millet tanımıdır: Etnik ya da mezhepsel değil, siyasi ve hukuki bir vatandaşlık temeline dayanır.

Bu üç unsur bir araya geldiğinde Türkiye, yalnızca bölgesel bir ülke değil, denge bozucu bir aktör hâline gelir.
Yeni sömürgeci düzen açısından sorun da tam burada başlar.

Çünkü Türkiye güçlü üniter yapısıyla, dışarıdan dayatılan güvenlik mimarilerine, bölgesel projelere ve etki alanı planlarına bütünüyle eklemlenmez. Kendi refleksleri, kendi öncelikleri ve kendi kırmızı çizgileri vardır. Bu durum, Türkiye’yi doğrudan hedef hâline getirmez; ancak dönüştürülmesi gereken bir yapı olarak tanımlar.

Bu nedenle temel uğraş, Türkiye’yi açık biçimde işgal etmek ya da parçalamak değildir. Böyle bir girişim hem mümkün değildir hem de yüksek maliyetlidir. Asıl hedef, üniter devlet yapısını aşındırmak, merkezi karar alma kapasitesini zayıflatmak, millet bilincini tartışmalı hâle getirmek ve ülkeyi iç tartışmalarla meşgul ederek stratejik etkisizliğe sürüklemektir. Bu yapıldığında Türkiye resmen varlığını sürdürür, ancak fiilen yönlendirilebilir bir ülke hâline gelir.
Bu aşındırma süreci çoğu zaman “reform”, “demokratikleşme”, “yerel güçlenme”, “çoğulculuk” gibi kavramlar üzerinden yürütülür. Kavramların kendisi değil, hangi bağlamda ve neye hizmet edecek şekilde kullanıldığı belirleyicidir.

Üniter devlet korunuyormuş gibi görünürken, egemenliğin içi boşaltılır. Millet kavramı korunuyormuş gibi görünürken, ortak kader bilinci zayıflatılır. Devlet ayakta durur ama refleksleri yavaşlar; karar alır ama bedel ödemekten kaçınır.
Bu noktada mesele yalnızca dış aktörlerin niyeti değildir. Asıl belirleyici olan, içeride bu dönüşüm dilinin ne ölçüde benimsendiğidir. Çünkü yeni sömürgecilik, hedef ülkenin kendi elitleri, kurumları ve söylemleri üzerinden işler. Zorla değil, ikna ile; baskıyla değil, normalleştirme yoluyla ilerler. En tehlikeli aşama da budur: Tehlikenin sıradanlaşması.
Sonuç olarak, yeni sömürgecilik..

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Prof. Dr. Ömer ÇAM Hocamız Kabri Başında Anıldı.

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

Araç çubuğuna atla